Kendimi Sürekli Açıklamak Zorunda Hissediyorum: Neden Herkesin Beni Anlamasını İstiyorum?
Bazen söylediğiniz bir sözün yanlış anlaşıldığını düşündüğünüzde uzun uzun açıklama yapma ihtiyacı duyabilirsiniz. Karşınızdaki kişinin sizin ne demek istediğinizi tam olarak anlamadığını hissettiğinizde konuşmayı kapatmak zorlaşabilir. Birkaç cümleyle anlatılabilecek bir durumu defalarca açıklayabilir, kendinizi savunabilir ve karşı tarafın sonunda sizi haklı bulmasını isteyebilirsiniz.
Hatta bazen ortada belirgin bir sorun olmadığı halde, “Acaba yanlış mı anladı?”, “Ben aslında öyle demek istemedim”, “Kendimi daha iyi anlatmalıyım” düşünceleri zihninizi meşgul edebilir.
Kendini açıklamak elbette iletişimin doğal bir parçasıdır. Ancak sürekli açıklama yapma ihtiyacı, zaman zaman yalnızca anlaşılma isteğinden değil; yanlış anlaşılma, eleştirilme, suçlanma, reddedilme veya kötü biri olarak görülme korkusundan da kaynaklanabilir.
Bu durumda kişi yalnızca düşüncesini anlatmaya çalışmaz. Aynı zamanda karşısındaki kişinin zihninde oluşabilecek olumsuz düşünceyi değiştirmeye çalışır.
Bu yazıda kendinizi neden sürekli açıklamak zorunda hissettiğinizi, yanlış anlaşılma korkusunun nasıl oluşabildiğini ve herkesin sizi tam olarak anlamasını sağlamaya çalışmadan da ilişkiler içinde daha rahat kalmanın yollarını ele alacağız.
Kendimi Sürekli Açıklamak Zorunda Hissediyorum: Bu Neden Olur?
Kendini sürekli açıklama ihtiyacının tek bir nedeni yoktur. Kişinin geçmiş deneyimleri, ilişkileri, kendisiyle ilgili düşünceleri ve eleştiriye verdiği anlam bu davranışın oluşmasında rol oynayabilir.
Bazı kişiler için açıklama yapmak yalnızca bilgi vermek değildir. Aynı zamanda kendilerini koruma biçimidir.
“Beni yanlış anlamasın.”
“Benim kötü niyetli olduğumu düşünmesin.”
“Bana kızmasın.”
“Beni suçlamasın.”
“Aslında haklı olduğumu görsün.”
Bu düşünceler devreye girdiğinde kişi, karşısındaki insanın kendisi hakkında oluşturduğu düşünceyi kontrol etmeye çalışabilir.
Yanlış anlaşılmaktan korkmak
Yanlış anlaşılma korkusu, kişinin söylediği her cümlenin nasıl algılandığını fazlasıyla kontrol etmesine neden olabilir.
Bir arkadaşınıza “Bugün görüşemeyeceğim” dediğinizde bunun yeterli olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak karşınızdaki kişinin bunu “Beni önemsemiyor” şeklinde yorumlayabileceğinden endişeleniyorsanız uzun bir açıklama yapmaya başlayabilirsiniz.
“Aslında seni görmek istiyorum ama bugün çok yoruldum. Dün de geç yattım. Yarın erken kalkacağım. Sana karşı bir şeyim yok. Yanlış anlama.”
Burada açıklamanın bir bölümü gerçekten iletişim için gerekli olabilir. Ancak açıklama uzadıkça amaç yalnızca bilgi vermekten çıkıp karşı tarafın olumsuz düşünmesini engellemeye dönüşebilir.
Eleştirilmekten korkmak
Eleştirilmek sizin için yalnızca belirli bir davranışınız hakkında geri bildirim almak anlamına gelmiyor olabilir. Eleştiriyi, kişiliğiniz veya değeriniz hakkında bir yargı gibi algılıyor olabilirsiniz.
“Bu davranışın doğru değildi” cümlesi zihninizde “Sen kötü bir insansın” şeklinde yankılanıyorsa, kendinizi savunma ihtiyacınız artabilir.
Bu nedenle eleştiri geldiğinde hemen açıklamaya geçebilirsiniz. Karşı tarafın söylediğini anlamaya çalışmadan önce neden öyle davrandığınızı anlatmaya başlayabilirsiniz.
Oysa bir davranışınızın eleştirilmesi, bütün kişiliğinizin değerlendirildiği anlamına gelmez.
Suçlanma korkusu
Bazı kişiler için başkalarının kendilerini suçlaması oldukça rahatsız edicidir. Bir anlaşmazlık ortaya çıktığında hemen kendi davranışlarını açıklamaya ve sorumluluğun tamamının kendilerine ait olmadığını göstermeye çalışabilirler.
“Ama ben bunu neden yaptığımı anlatayım.”
“Aslında olay öyle değildi.”
“Ben bunu sana karşı yapmak istemedim.”
Bu açıklamalar bazen gerekli olabilir. Ancak her anlaşmazlıkta kendinizi savunmanız gerekiyormuş gibi hissediyorsanız, burada daha derin bir kaygı olabilir.
Reddedilme veya ilişkiyi kaybetme korkusu
Karşınızdaki kişinin sizi yanlış anlaması, sizin için yalnızca bir iletişim problemi olmayabilir. “Böyle düşünürse benden uzaklaşır” düşüncesi ortaya çıkabilir.
Bu durumda kendinizi açıklama ihtiyacı giderek artar. Çünkü açıklama yapmanın amacı artık yalnızca anlaşılmak değil, ilişkinin bozulmasını engellemektir.
Bu durum, daha önce ele aldığımız herkes tarafından sevilme ve onaylanma ihtiyacı ile de ilişkili olabilir.
Neden Beni Yanlış Anlamalarına Tahammül Edemiyorum?
Herkesin bizi doğru anlamasını istemek oldukça anlaşılırdır. Kendimizi ifade ettiğimizde söylediklerimizin niyetimizle uyumlu biçimde anlaşılmasını isteriz.
Ancak iletişimde önemli bir gerçek vardır: Ne söylediğimizi kontrol edebiliriz, karşımızdaki kişinin bunu nasıl yorumlayacağını tamamen kontrol edemeyiz.
Bu ayrım kabul edilmesi zor bir gerçek olabilir.
Bir kişiye kendinizi çok açık biçimde anlattığınızı düşündüğünüz halde, o kişi yine de farklı bir sonuç çıkarabilir. Aynı cümle iki farklı insan tarafından farklı şekilde yorumlanabilir.
Bu durumda bazı kişiler hemen yeni bir açıklama yapar. Ardından başka bir açıklama daha gelir.
“Hayır, onu o anlamda söylemedim.”
“Aslında demek istediğim şu.”
“Beni yanlış anladın.”
“Bir dakika, başından anlatayım.”
Bazen gerçekten bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek gerekir. Ancak her yanlış anlaşılmanın hemen düzeltilmesi gerektiğine inanmak kişiyi yorabilir.
Çünkü bir süre sonra amaç anlaşılmak değil, karşı tarafın zihninde sizin hakkınızda “doğru” bir düşünce oluşturmak haline gelebilir.
Kendimi Sürekli Savunuyorum: Neden?
Kendini açıklamak ile kendini savunmak birbirine benzese de aynı şey değildir.
Kendini açıklamak, bir durumu karşı tarafa anlatma ihtiyacıdır.
Kendini savunmak ise çoğu zaman kendinizi suçlanmaktan veya olumsuz değerlendirilmekten koruma çabasıdır.
Örneğin eşiniz size “Son zamanlarda benimle yeterince ilgilenmiyorsun” dediğinde iki farklı tepki verebilirsiniz.
Birinci tepki:
“Son zamanlarda gerçekten çok yoğun olduğumu fark ediyorum. Bunun seni yalnız hissettirmiş olabileceğini anlayabiliyorum.”
İkinci tepki:
“Ama ben ne kadar çalıştığımı biliyor musun? Geçen hafta seni doktora ben götürdüm. Sen de geçen ay benimle ilgilenmedin. Zaten elimden geleni yapıyorum.”
İkinci tepki, kişinin karşı tarafın duygusunu anlamadan önce kendi haklılığını kanıtlama ihtiyacını gösteriyor olabilir.
Burada amaç mutlaka haklı çıkmak değildir. Bazen kişi eleştirildiğinde ortaya çıkan yoğun rahatsızlıktan kurtulmaya çalışır.
Kendimi Açıklamazsam İnsanlar Beni Yanlış Anlar mı?
Evet, bazen yanlış anlaşılabilirsiniz.
Bu ihtimali tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir.
İletişimde açıklık önemlidir. Önemli bir konuda yanlış anlaşılma varsa bunu düzeltmek, sınırlarınızı ifade etmek veya niyetinizi açıklamak sağlıklı olabilir.
Ancak burada önemli olan, yanlış anlaşılma ihtimalini sıfırlamaya çalışıp çalışmadığınızdır.
Bir konuşmada kendinizi bir kez açıkladıktan sonra karşı taraf hâlâ farklı düşünüyorsa tekrar tekrar açıklama yapabilirsiniz. Fakat açıklama sayısı arttıkça anlaşılma ihtimalinin mutlaka artacağını garanti edemezsiniz.
Bazen karşınızdaki kişi sizi yine farklı anlayabilir.
Bazen sizinle aynı fikirde olmayabilir.
Bazen söylediklerinizi kabul etmeyebilir.
Ve bütün bunlar, sizin kendinizi tekrar tekrar açıklamanızı gerektirmeyebilir.
Herkesin Beni Anlamasını İstemek Neden Yorucu?
Herkesin sizi anlamasını istemek, zamanla sürekli bir zihinsel kontrol davranışına dönüşebilir.
Konuşmadan önce ne söyleyeceğinizi düşünürsünüz.
Konuşurken karşınızdakinin tepkisini takip edersiniz.
Konuşmadan sonra söylediklerinizi tekrar değerlendirirsiniz.
“Acaba yanlış mı söyledim?”
“Acaba ne düşündü?”
“Acaba bana kızdı mı?”
“Acaba beni yanlış mı anladı?”
Bu soruların cevaplarını bulmak için konuşmayı zihninizde tekrar tekrar oynatabilirsiniz.
Bir süre sonra sosyal ilişkiler doğal bir iletişim alanı olmaktan çıkıp sürekli kontrol edilmesi gereken bir sınava dönüşebilir.
Bu durum özellikle kaygı eğilimi olan kişilerde daha belirgin olabilir. Sürekli endişelenmek de benzer biçimde belirsiz durumları zihinsel olarak çözmeye çalışma eğilimini artırabilir.
Kendimi Açıklama İhtiyacının Arkasında Onaylanma İhtiyacı Olabilir mi?
Bazen kendimizi açıklamamızın asıl nedeni anlaşılmak değil, onaylanmaktır.
Aradaki fark küçük gibi görünse de önemlidir.
“Beni anlamanı istiyorum” ile “Benim hakkımda kötü düşünmeni istemiyorum” aynı şey değildir.
İkinci durumda kişi, karşı tarafın zihnindeki imajını korumaya çalışıyor olabilir.
Örneğin bir arkadaşınız sizin hakkınızda yanlış bir düşünceye sahip olduğunda bunu düzeltmek isteyebilirsiniz. Fakat karşınızdaki kişi açıklamanızı kabul etmediğinde yoğun bir huzursuzluk yaşıyorsanız, burada yalnızca anlaşılma ihtiyacından daha fazlası olabilir.
Çünkü bazen mesele “Beni anlasın” değil, “Benim iyi biri olduğuma inansın” haline gelir.
Bu nedenle kendinizi açıklama ihtiyacı duyduğunuzda şu soruyu sorabilirsiniz:
“Şu anda gerçekten bir yanlış anlaşılmayı mı düzeltiyorum, yoksa karşımdaki kişinin benim hakkımda olumsuz düşünmesine dayanamadığım için mi açıklama yapıyorum?”
Geçmişte Sürekli Kendinizi Açıklamak Zorunda Kaldıysanız
Geçmiş deneyimler, kişinin bugün iletişim kurma biçimini etkileyebilir.
Özellikle çocukluk veya ergenlik döneminde sık sık suçlanan, kendisini savunması gereken veya söylediklerinin kolayca yanlış yorumlandığını hisseden kişiler, ilerleyen yıllarda da açıklama yapmaya daha fazla ihtiyaç duyabilir.
Örneğin çocukken bir davranışınızın nedenini anlatmanıza fırsat verilmeden suçlandığınızı düşünelim. Zaman içinde “Kendimi anlatmazsam karşı taraf benim hakkımda yanlış bir karar verir” şeklinde bir beklenti gelişebilir.
Yetişkinlikte bu beklenti otomatik biçimde devreye girebilir.
Birisi size kızdığında hemen açıklamaya başlarsınız.
Birisi sizi eleştirdiğinde kendinizi savunursunuz.
Birisi sizinle ilgili yanlış bir şey düşündüğünde bunu düzeltmeden rahatlayamazsınız.
Burada amaç geçmişi suçlamak değildir. Daha çok, bugün verdiğiniz tepkilerin nereden geldiğini anlamaktır.
Kendimi Sürekli Açıklama Alışkanlığını Nasıl Değiştirebilirim?
1. Önce açıklama yapma dürtüsünü fark edin
İlk adım, davranışı değiştirmeden önce onu fark etmektir.
Birisi sizi yanlış anladığında hemen açıklama yapma isteği geldiğinde birkaç saniye durabilirsiniz.
“Şu anda kendimi açıklamak istiyorum.”
Bu cümleyi fark etmek bile otomatik davranış ile sizin aranıza küçük bir mesafe koyabilir.
2. Gerçekten açıklama gerekli mi diye sorun
Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
- Ortada gerçekten düzeltilmesi gereken bir yanlış anlaşılma var mı?
- Bu konu benim için gerçekten önemli mi?
- Karşımdaki kişinin beni doğru anlaması şu anda gerekli mi?
- Yoksa onun benim hakkımda olumsuz düşünmesinden mi rahatsız oluyorum?
Her durumda açıklama yapmamak, iletişimi bırakmak anlamına gelmez. Bazen gerekli olan açıklamayı yaptıktan sonra durabilmektir.
3. Tekrar tekrar açıklamak yerine kısa konuşmayı deneyin
Bir konuyu açıklarken kendinizi uzatırken fark ettiğinizde, anlatmak istediğinizi birkaç cümleyle tamamlamayı deneyebilirsiniz.
Örneğin:
“Bugün gelemeyeceğim çünkü dinlenmeye ihtiyacım var.”
Bu açıklamadan sonra karşınızdaki kişinin ne düşüneceğini kontrol etmeye çalışmayabilirsiniz.
İlk başta bu durum rahatsız edici olabilir. Çünkü zihniniz “Biraz daha açıkla, yanlış anlamasın” diyebilir.
Fakat rahatsızlık hissetmeniz, mutlaka yanlış bir şey yaptığınız anlamına gelmez.
4. Karşınızdaki kişinin sizi yanlış anlamasına bir miktar alan bırakın
Bu belki de en zor adımlardan biridir.
Bir insanın sizi yanlış anlamasına izin vermek, umursamamak anlamına gelmez. Bazen açıklamanızı yaptıktan sonra karşı tarafın kendi düşüncesine sahip olmasına izin vermektir.
Karşınızdaki kişi sizin hakkınızda farklı bir düşünceye sahip olabilir.
Bu düşünce hoşunuza gitmeyebilir.
Ancak her rahatsız edici düşünceyi değiştirmek sizin sorumluluğunuz değildir.
5. Kendi niyetinizi bilmeniz bazen yeterlidir
Her davranışınızın başkaları tarafından doğru anlaşılması mümkün değildir.
Ancak siz neden öyle davrandığınızı biliyor olabilirsiniz.
Elbette kendi niyetinizin farkında olmanız, yaptığınız her davranışın doğru olduğu anlamına gelmez. Gerektiğinde hatanızı kabul etmek ve sorumluluk almak önemlidir.
Fakat gerçekten kötü bir niyetiniz olmadığını bildiğiniz bir durumda, herkesin bunu kabul etmesini sağlamak zorunda olmayabilirsiniz.
6. Yanlış anlaşılmanın yaratacağı rahatsızlığa dayanmayı öğrenin
Bazen sorun yanlış anlaşılmanın kendisinden çok, bunun yarattığı kaygıya tahammül edememektir.
Bu nedenle amaç “Bir daha hiç yanlış anlaşılmayacağım” olmamalıdır.
Daha gerçekçi hedef şudur:
“Yanlış anlaşılabilirim ve bunu düzeltmek için elimden geleni yapabilirim. Ama herkesin beni doğru anlamasını sağlayamam.”
Bu düşünce, iletişimde daha fazla esneklik sağlayabilir.
Kendimi Açıklamak Yerine Kendimi Anlamaya Çalışmak
Başkalarının sizi anlamasını istemek kadar önemli başka bir soru daha vardır:
“Ben kendimi ne kadar anlıyorum?”
Bazen bütün dikkatimizi karşı tarafın ne düşündüğüne verirken kendi duygumuzu ve ihtiyacımızı fark etmeyebiliriz.
Bir tartışmada “Beni anlamıyor” diye düşünürken aslında kendimizin de ne hissettiğini tam olarak bilmiyor olabiliriz.
Öfke mi var?
Üzüntü mü?
Hayal kırıklığı mı?
Reddedilme korkusu mu?
Değersiz hissetme mi?
Biraz durup bu duyguyu anlamaya çalışmak, sürekli karşı tarafın zihnini çözmeye çalışmaktan daha faydalı olabilir.
Özellikle kaygı yükseldiğinde kişi dışarıdaki işaretlere daha fazla odaklanabilir. “Bana nasıl baktı?”, “Neden böyle söyledi?”, “Şimdi benim hakkımda ne düşünüyor?” soruları çoğalabilir.
Oysa dikkati bir miktar kendi deneyiminize çevirmek, zihinsel döngünün şiddetini azaltabilir.
Herkes Beni Anlamak Zorunda Değil
Sağlıklı ilişkilerde anlaşılmak önemlidir. Kendimizi ifade etmek, ihtiyaçlarımızı anlatmak ve karşımızdaki insanın bizi anlamaya çalışması ilişkilerin önemli parçalarıdır.
Ancak ilişkilerde zaman zaman yanlış anlaşılmalar, farklı yorumlar ve fikir ayrılıkları olacaktır.
Her anlaşmazlıkta uzun uzun kendinizi açıklamak zorunda değilsiniz.
Her yanlış anlaşılmayı düzeltmek zorunda değilsiniz.
Herkesin sizin niyetinizi kabul etmesini sağlamak zorunda değilsiniz.
Ve bazen bir insan sizi yanlış anlayabilir.
Bu rahatsız edici olabilir. Ama bu rahatsızlıkla birlikte kalabilmek, ilişkilerde daha özgür davranmanın önemli bir parçası olabilir.
Ne Zaman Psikiyatrik Destek Almak Gerekebilir?
Kendini sürekli açıklama ihtiyacı tek başına bir psikiyatrik hastalık anlamına gelmez. Ancak bu davranış yoğun kaygıyla birlikteyse veya günlük yaşamınızı ve ilişkilerinizi belirgin biçimde etkiliyorsa profesyonel değerlendirme yararlı olabilir.
Özellikle şu durumlarda destek almak düşünülebilir:
- İnsanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü sürekli takip ediyorsanız.
- Bir konuşmadan sonra saatlerce veya günlerce söylediklerinizi düşünüyorsanız.
- Yanlış anlaşılma ihtimali nedeniyle sosyal ortamlardan kaçınıyorsanız.
- Eleştiri aldığınızda yoğun biçimde kendinizi savunma ihtiyacı duyuyorsanız.
- İlişkilerde sürekli kendinizi açıklıyor ve karşı tarafı ikna etmeye çalışıyorsanız.
- Başkalarının sizin hakkınızda olumsuz düşünmesine dayanmakta zorlanıyorsanız.
- Bu durum yoğun kaygı, çökkünlük, uyku sorunları veya günlük işlevlerde bozulmayla birlikteyse.
Psikiyatrik değerlendirmede yalnızca kendinizi açıklama davranışına değil, bunun altında yer alan kaygı, reddedilme korkusu, onaylanma ihtiyacı, ilişki örüntüleri ve kişinin kendisiyle ilgili düşüncelerine de bakılır.
Psikiyatrist Dr. Burak Toprak ile görüşme hakkında bilgi almak için iletişim sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Görüşmeler ihtiyaca göre yüz yüze veya çevrim içi gerçekleştirilebilir.
Sonuç: Herkesin Sizi Doğru Anlamasını Sağlayamazsınız
Kendinizi anlatmak, anlaşılmak ve ilişkilerinizde açık iletişim kurmak önemlidir. Ancak kendinizi sürekli açıklamak zorunda hissetmek, bazen iletişim ihtiyacından çok yanlış anlaşılma ve olumsuz değerlendirilme korkusuyla ilişkili olabilir.
Bir kişiye kendinizi anlatabilirsiniz. Niyetinizi açıklayabilirsiniz. Gerekirse hatanızı kabul edebilir veya davranışınızı değiştirebilirsiniz.
Fakat bütün bunlardan sonra karşınızdaki kişinin sizin hakkınızda ne düşüneceğini tamamen kontrol edemezsiniz.
Belki de değişmesi gereken şey, daha iyi açıklamalar yapmak değil; herkesin sizi doğru anlamasını sağlama sorumluluğunu biraz olsun bırakmaktır.
Bazen söyleyeceğiniz şey birkaç cümle olabilir ve orada durabilirsiniz.
Bazen karşınızdaki kişi sizi yanlış anlayabilir.
Bazen sizinle aynı fikirde olmayabilir.
Bazen de hakkınızda düşündüğü şey hoşunuza gitmeyebilir.
Bütün bunlara rağmen kendi niyetinizi, değerlerinizi ve sınırlarınızı koruyarak yaşamaya devam edebilirsiniz.
Belki kendinize şu soruyla başlayabilirsiniz:
“Şu anda gerçekten anlaşılmaya mı ihtiyacım var, yoksa hakkımda kötü düşünülmesine dayanamadığım için mi kendimi açıklıyorum?”
Bu iki durum arasındaki farkı fark etmek, ilişkilerinizde daha az savunmacı, daha doğal ve daha özgür bir iletişim kurmanın başlangıcı olabilir.
Sık Sorulan Sorular
Kendimi sürekli açıklamak zorunda hissediyorum, neden?
Kendini sürekli açıklama ihtiyacı yanlış anlaşılma, eleştirilme, suçlanma veya reddedilme korkusuyla ilişkili olabilir. Bazı kişiler için kendini açıklamak aynı zamanda karşı tarafın kendileri hakkında olumsuz düşünmesini engellemenin bir yolu haline gelebilir.
Neden sürekli kendimi savunuyorum?
Eleştiriyi veya anlaşmazlığı kişiliğiniz hakkında bir değerlendirme gibi algılıyorsanız kendinizi savunma ihtiyacınız artabilir. Bazen kişi haklı çıkmaktan çok, suçlanma veya reddedilme hissinden kurtulmaya çalışır.
Yanlış anlaşılmaktan neden bu kadar korkuyorum?
Yanlış anlaşılmak sizin için yalnızca bir iletişim problemi değil, ilişkinin bozulması veya olumsuz değerlendirilme anlamına geliyor olabilir. Bu durumda açıklama yapma ihtiyacı daha yoğun hale gelebilir.
Herkesin beni anlamasını istemek normal mi?
Anlaşılmak istemek doğaldır. Ancak herkesin sizi tam olarak anlamasını ve sizin hakkınızdaki düşüncesini kontrol etmeye çalışmak yorucu olabilir. Sağlıklı iletişim, kişinin kendisini açıkça ifade etmesi kadar farklı yorumların varlığına da alan tanımayı gerektirir.
Kendimi açıklamazsam insanlar beni yanlış anlar mı?
Bazen yanlış anlaşılabilirsiniz. Önemli olan her yanlış anlaşılmayı hemen düzeltmek zorunda olduğunuzu düşünmemektir. Gerekli açıklamayı yaptıktan sonra karşınızdaki kişinin kendi yorumuna sahip olmasına izin vermek mümkün olabilir.
Kendimi sürekli açıklamak sosyal kaygı belirtisi midir?
Kendini açıklama ihtiyacı sosyal kaygı yaşayan kişilerde görülebilir ancak tek başına sosyal kaygı tanısı anlamına gelmez. Yoğun değerlendirilme korkusu, sosyal ortamlardan kaçınma ve günlük yaşamda belirgin zorlanma varsa profesyonel değerlendirme düşünülebilir.
Kendimi açıklamayı nasıl bırakabilirim?
Öncelikle hangi durumlarda açıklama yapma dürtüsünün ortaya çıktığını fark etmek önemlidir. Ardından gerçekten açıklama gerekip gerekmediğini değerlendirebilir, kısa ve yeterli açıklamalar yapmayı ve karşı tarafın sizi farklı yorumlamasına bir miktar alan bırakmayı deneyebilirsiniz.
Birinin benim hakkımda yanlış düşünmesine nasıl dayanabilirim?
Öncelikle bunun yaratabileceği rahatsızlığı hemen ortadan kaldırmak zorunda olmadığınızı fark edebilirsiniz. Kendi niyetinizi ve davranışınızı değerlendirdikten sonra, herkesin sizin hakkınızdaki düşüncesini kontrol edemeyeceğinizi kabul etmek zaman içinde daha fazla esneklik sağlayabilir.
Ne zaman psikiyatriste başvurmalıyım?
Kendinizi açıklama ve savunma ihtiyacı yoğun kaygıya neden oluyor, ilişkilerinizi etkiliyor, sosyal ortamlardan kaçınmanıza yol açıyor veya günlük yaşamınızı belirgin biçimde zorlaştırıyorsa psikiyatrik değerlendirme yararlı olabilir.
