Skip links
istanbul psikiyatrist 1 1

Neden Her Şeyi Kişisel Algılıyorum? Başkalarının Davranışları Beni Neden Bu Kadar Etkiliyor?

Neden Her Şeyi Kişisel Algılıyorum? Başkalarının Davranışları Beni Neden Bu Kadar Etkiliyor?

“Her şeyi kişisel algılıyorum.” Eğer bu cümleyi kendiniz için sık sık kullanıyorsanız, başkalarının söyledikleri veya yaptıkları üzerinde uzun süre düşündüğünüzü fark etmiş olabilirsiniz.

Bir arkadaşınız mesajınıza geç cevap verdiğinde “Bana mı kızdı?” diye düşünmek, birinin yüz ifadesini değişmiş gördüğünüzde “Herhalde benim söylediğim bir şeyden rahatsız oldu” diye yorumlamak ya da iş yerinde yapılan küçük bir eleştiriyi günlerce zihninizde taşımak bu durumun sık görülen örnekleridir.

Bazen ortada gerçekten size yönelik bir davranış olup olmadığını anlamadan, yaşanan olayı doğrudan kendinizle ilişkilendirebilirsiniz.

“Acaba benden hoşlanmıyor mu?”

“Neden bana böyle cevap verdi?”

“Kesin bir hata yaptım.”

“Beni artık eskisi kadar sevmiyor olabilir.”

Bu düşünceler zaman zaman herkesin aklına gelebilir. Ancak başkalarının davranışlarını sürekli olarak kendinizle ilişkilendiriyor, insanların ne düşündüğünü uzun süre analiz ediyor ve küçük değişikliklerden bile yoğun biçimde etkileniyorsanız, burada daha derin bir psikolojik süreç söz konusu olabilir.

Bu yazıda her şeyi kişisel algılamanın nedenlerini, eleştiriye ve reddedilmeye karşı hassasiyetin nasıl gelişebildiğini, düşük özgüven ve anksiyetenin bu durumu nasıl etkileyebildiğini ve başkalarının davranışlarını daha dengeli değerlendirmek için neler yapılabileceğini ele alacağız.

1. Her Şeyi Kişisel Algılıyorum, Neden?

Her şeyi kişisel algılamanın tek bir nedeni yoktur. Kişinin kendisiyle ilgili düşünceleri, geçmiş ilişkileri, özgüveni, reddedilme korkusu, başkalarının onayına verdiği önem ve kaygı düzeyi bu konuda etkili olabilir.

Temel sorun çoğu zaman kişinin yaşanan bir olayı nasıl yorumladığıyla ilgilidir.

Örneğin arkadaşınızın size kısa bir mesaj göndermesi tek başına herhangi bir anlam taşımayabilir.

“Tamam.”

Ancak kişi bunu farklı şekillerde yorumlayabilir:

  • “Herhalde bana kızdı.”
  • “Benden sıkılmış olabilir.”
  • “Yanlış bir şey söyledim.”
  • “Artık benimle konuşmak istemiyor.”

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Gerçek olan ile zihnin yaptığı yorum aynı şey değildir.

Gerçek olan, karşı tarafın “Tamam” yazmış olmasıdır. Bunun nedenini ise henüz bilmiyoruz.

Ancak kaygılı veya kendisini başkalarının değerlendirmelerine göre ölçmeye alışmış bir zihin, belirsizliği uzun süre taşımakta zorlanabilir. Bu durumda zihin boşluğu genellikle kişinin kendisiyle ilgili olumsuz bir açıklamayla doldurur.

“Bana kızdı.”

“Benden hoşlanmıyor.”

“Yanlış yaptım.”

“Yeterince iyi değilim.”

Bu nedenle her şeyi kişisel algılamak çoğu zaman yalnızca “alıngan olmak” değildir. Bazen kişinin dünyayı yorumlama biçiminin bir sonucudur.

2. Bir İnsan Neden Başkalarının Davranışlarını Kendisiyle İlişkilendirir?

İnsan zihni belirsizlikleri açıklamak ister. Özellikle kişinin kendisiyle ilgili olumsuz bir beklentisi varsa, belirsiz davranışları bu beklenti doğrultusunda yorumlama eğilimi artabilir.

Örneğin bir kişi “İnsanlar beni kolayca terk eder” şeklinde derin bir beklenti taşıyorsa, karşısındaki insanın birkaç saat mesaj atmamasını sıradan bir durum olarak değerlendirmekte zorlanabilir.

Zihninden hemen şu düşünce geçebilir:

“Benden uzaklaşıyor.”

Başka bir kişi ise aynı durumu çok daha basit değerlendirebilir:

“Muhtemelen işi vardır, daha sonra döner.”

İki kişinin karşılaştığı olay aynıdır. Fakat olayın zihinde oluşturduğu anlam farklıdır.

Bu nedenle kişinin kendisine şu soruyu sorması oldukça değerlidir:

“Şu anda gerçekten olan şeyi mi değerlendiriyorum, yoksa olan şeye bir anlam mı yüklüyorum?”

Bu ayrım, her şeyi kişisel algılama döngüsünü fark etmek açısından önemli bir başlangıçtır.

3. “Mesajıma Geç Cevap Verdi, Bana mı Kızgın?”

Günümüzde her şeyi kişisel algılamayı artırabilen alanlardan biri de mesajlaşmadır.

Birinin çevrimiçi olduğunu görmek, mesajı okuduğunu fark etmek veya cevap vermesinin normalden uzun sürmesi kişinin zihninde birçok soru oluşturabilir.

“Mesajımı gördü ama neden cevap vermedi?”

“Bana kızgın olabilir mi?”

“Bir şey mi yaptım?”

“Artık benimle konuşmak istemiyor mu?”

Özellikle ilişkilerde belirsizliğe tahammül etmek zorlaştığında kişi karşı tarafın davranışlarını sürekli analiz etmeye başlayabilir.

Mesajın noktasına, kullanılan emojiye, cevap süresine hatta önceki mesajlarla arasındaki farka kadar birçok ayrıntı incelenebilir.

Bir süre sonra kişi artık iletişimin kendisinden çok, iletişimdeki küçük işaretleri yorumlamaya başlar.

Oysa bir insanın geç cevap vermesinin onlarca nedeni olabilir. Meşgul olabilir, telefonunu görmemiş olabilir, cevap vermek için uygun zamanı bekliyor olabilir veya gerçekten o anda konuşmak istemiyor olabilir.

Bunların hangisinin doğru olduğunu yalnızca mesajın cevaplanma süresinden kesin olarak bilmek mümkün değildir.

Bu noktada önemli olan belirsizliği hemen olumsuz bir kişisel açıklamayla doldurmamaktır.

4. Birinin Yüz İfadesi Neden Bizi Bu Kadar Etkiler?

Bazı insanlar çevrelerindeki insanların yüz ifadelerini, ses tonlarını ve davranışlarındaki küçük değişiklikleri oldukça dikkatli takip eder.

Karşısındaki kişinin yüzü biraz asık olduğunda:

“Bir sorun mu var?”

“Bana mı kızdı?”

“Yanlış bir şey mi söyledim?”

diye düşünmeye başlayabilir.

Bu durum özellikle geçmişte ilişkilerinde eleştiri, reddedilme veya duygusal belirsizlik yaşamış kişilerde daha belirgin olabilir.

Kişi zamanla çevresindeki insanların ruh halini sürekli kontrol etmeye başlayabilir.

Karşımdaki mutlu mu?

Benden memnun mu?

Ses tonu neden değişti?

Biraz önce neden sustu?

Bu davranışın altında çoğu zaman kişinin kendisini güvende hissetme ihtiyacı bulunabilir.

Ancak burada önemli bir sorun vardır: başka insanların duygularını sürekli kontrol etmek mümkün değildir.

Karşınızdaki insanın mutsuz olması her zaman sizinle ilgili değildir.

Birinin sessiz olması size kızdığı anlamına gelmez.

Birinin dalgın görünmesi sizden rahatsız olduğu anlamına gelmez.

Birinin keyifsiz olması sizin yanlış bir şey yaptığınızı göstermez.

İnsanların kendilerine ait hayatları, sorunları, düşünceleri ve duyguları vardır.

5. Eleştiriye Karşı Aşırı Hassas Olmak

Eleştiriye aşırı hassasiyet, her şeyi kişisel algılamanın önemli nedenlerinden biri olabilir.

Eleştiri karşısında hemen savunmaya geçmek, uzun süre kendini kötü hissetmek veya küçük bir geri bildirimi kişinin bütün karakterine yönelik bir saldırı gibi algılamak bu durumun örnekleri arasında yer alabilir.

Örneğin iş yerinde:

“Bu raporun şu bölümünü biraz daha geliştirebiliriz.”

şeklinde bir geri bildirim alan kişi bunu:

“Yöneticim benim yetersiz olduğumu düşünüyor.”

şeklinde yorumlayabilir.

Burada söylenen şey ile kişinin çıkardığı sonuç birbirinden farklıdır.

Bir davranışın geliştirilmesi gerektiği söylenmiştir. Kişi ise bunu kendi değerine yönelik bir değerlendirme olarak algılamıştır.

Bu nedenle sağlıklı bir eleştiriyle kişisel değeri birbirinden ayırabilmek önemlidir.

“Bu konuda hatalı olabilirim” demek, “Ben yetersiz biriyim” demek değildir.

Bir davranışın yanlış olması ile kişinin değersiz olması arasında doğrudan bir bağlantı yoktur.

6. Herkesin Beni Sevmesini İstemek

Her şeyi kişisel algılayan kişilerde bazen güçlü bir onaylanma ihtiyacı bulunabilir.

Kişi çevresindeki insanların kendisi hakkında olumlu düşünmesine çok önem verdiğinde, en küçük olumsuz işareti bile tehdit olarak algılayabilir.

“Beni seviyorlar mı?”

“Benden memnunlar mı?”

“Benim hakkımda kötü düşünüyorlar mı?”

“Acaba beni yanlış mı anladılar?”

Bu soruların sürekli zihinde dönmesi kişiyi oldukça yorabilir.

Çünkü herkes tarafından sevilmek mümkün değildir.

Ne kadar dikkatli, düşünceli veya uyumlu olursanız olun bazı insanlar sizinle aynı fikirde olmayabilir, sizi yanlış anlayabilir veya sizden hoşlanmayabilir.

Bunu kabul etmek başlangıçta zor gelebilir. Ancak kişinin psikolojik olarak daha özgür hale gelmesi için önemli bir adımdır.

Bir insanın sizi sevmemesi, sizin değersiz olduğunuz anlamına gelmez.

Birinin sizinle aynı fikirde olmaması, yanlış olduğunuzu göstermez.

Birinin sizden memnun olmaması, kötü bir insan olduğunuz anlamına gelmez.

Başkalarının değerlendirmeleri önem taşıyabilir; ancak kişinin bütün değerini belirlememelidir.

7. Reddedilme Korkusu ve Kişisel Algılama

Reddedilme korkusu, kişinin başkalarının davranışlarını kendisiyle ilişkilendirmesine neden olabilir.

Özellikle yakın ilişkilerde küçük bir mesafe bile kişi tarafından terk edilme veya reddedilme işareti olarak yorumlanabilir.

Partnerin daha sessiz olması:

“Benden soğudu.”

Arkadaşın başka biriyle plan yapması:

“Artık beni istemiyor.”

Bir iş arkadaşının farklı bir grupla konuşması:

“Beni dışlıyorlar.”

gibi düşüncelere yol açabilir.

Bu düşüncelerin ortaya çıkması kişinin gerçekten reddedildiği anlamına gelmez.

Bazen geçmişte yaşanan ilişkiler veya terk edilme deneyimleri, kişinin bugün yaşadığı belirsiz durumları daha tehdit edici algılamasına neden olabilir.

Bu nedenle “Beni gerçekten reddetti mi?” sorusuyla “Ben reddedileceğimden korktuğum için böyle mi yorumluyorum?” sorusunu birbirinden ayırmak önemlidir.

8. Sosyal Anksiyete ile İlişkisi

Her şeyi kişisel algılama, özellikle sosyal anksiyete yaşayan kişilerde daha belirgin hale gelebilir.

Sosyal ortamlarda kişinin zihni yalnızca “Ne söylemeliyim?” sorusuna değil, aynı zamanda “Başkaları benim hakkımda ne düşünüyor?” sorusuna da yoğunlaşabilir.

Konuşurken bir kelimeyi yanlış söylemek, bir ortamda sessiz kalmak veya birinin kendisine bakmadığını fark etmek bile uzun süre düşünülebilir.

Toplantı sonrasında kişi konuşmayı zihninde tekrar tekrar canlandırabilir:

  • “Acaba saçma bir şey mi söyledim?”
  • “Herkes benim heyecanlandığımı fark etti mi?”
  • “Neden o sırada sustu?”
  • “Beni garip bulmuş olabilirler mi?”

Bu durum bazen sosyal ortamdan uzaklaşmaya da neden olabilir. Kişi eleştirilmekten, yanlış anlaşılmaktan veya mahcup olmaktan korktuğu için daha az konuşabilir, yeni insanlarla tanışmaktan kaçınabilir veya sürekli kendisini kontrol edebilir.

Böylece kısa vadede rahatlama sağlanırken uzun vadede kişinin sosyal özgüveni daha da azalabilir.

Burada önemli olan, insanların sizi sürekli değerlendirdiği varsayımının ne kadar gerçekçi olduğunu sorgulayabilmektir. Çoğu insan kendi düşünceleri ve sorunlarıyla o kadar meşguldür ki sizin düşündüğünüz kadar uzun süre sizi analiz etmiyor olabilir.

9. Düşük Özgüven Her Şeyi Kişisel Algılamaya Neden Olur mu?

Düşük özgüven, kişinin başkalarının davranışlarını kendisiyle ilişkilendirme eğilimini artırabilir.

Kişi kendisi hakkında zaten olumsuz bir değerlendirmeye sahipse, dışarıdan gelen belirsiz mesajları da bu değerlendirmeyi destekleyecek şekilde yorumlayabilir.

Örneğin kendisini yeterince başarılı görmeyen bir kişi, yöneticisinin kısa bir cevap vermesini:

“Benden memnun değil.”

şeklinde yorumlayabilir.

Kendisiyle ilgili “Sevilmeye değer değilim” düşüncesi taşıyan biri ise partnerinin o gün daha mesafeli olmasını:

“Benden uzaklaşıyor.”

şeklinde değerlendirebilir.

Burada kişinin dış dünyayı tamamen tarafsız biçimde değerlendirmesinden söz edemeyiz. İnsanlar çoğu zaman kendileri hakkındaki temel düşüncelerinin etkisiyle çevrelerindeki olaylara anlam verirler.

Bu nedenle bazen başkalarının davranışlarını değiştirmeye çalışmaktan önce, kişinin kendisi hakkındaki düşüncelerini fark etmesi daha önemli olabilir.

“Bana neden böyle davrandı?” sorusunun yanında “Ben kendim hakkında ne düşünüyorum ki bu davranışı böyle yorumluyorum?” sorusu da sorulmalıdır.

10. Çocukluk Deneyimleri Etkili Olabilir mi?

Çocukluk döneminde kişinin nasıl eleştirildiği, kabul edildiği ve duygularının nasıl karşılandığı, yetişkinlikteki ilişkilerini ve kendisiyle ilgili düşüncelerini etkileyebilir.

Sürekli eleştirilen, başkalarıyla kıyaslanan veya sevgiyi başarıya bağlayan bir çocuk zamanla insanların değerlendirmelerine karşı daha hassas hale gelebilir.

Örneğin çocuklukta sık sık:

  • “Neden kardeşin gibi değilsin?”
  • “Bunu da yanlış yaptın.”
  • “İnsanlar senin hakkında ne düşünecek?”
  • “Bizi mahcup etme.”

gibi mesajlarla karşılaşan bir kişi, ilerleyen yıllarda başkalarının düşüncelerini fazlasıyla önemseyebilir.

Çünkü zihninde zamanla şu bağlantı kurulmuş olabilir:

“Başkalarının benden memnun olması benim için çok önemli.”

Bu bağlantı yetişkinlikte ilişkilerde sürekli onay aramaya, reddedilme ihtimalini fazla önemsemeye ve küçük davranışları kişisel algılamaya dönüşebilir.

Ancak geçmiş deneyimlerin etkili olması, kişinin bu döngüyü değiştiremeyeceği anlamına gelmez.

Geçmişte öğrenilen bir düşünme biçimi, bugün fark edilip yeniden değerlendirilebilir.

11. Başkalarının Davranışlarının Her Zaman Sizinle İlgili Olmadığını Nasıl Anlarsınız?

Her şeyi kişisel algılamayı azaltmanın en önemli adımlarından biri, olay ile yorum arasındaki farkı görebilmektir.

Örneğin arkadaşınız bugün normalden daha sessiz.

Olay budur.

“Bana kızgın” ise bunun üzerine yapılan bir yorumdur.

Bu yorum doğru olabilir. Ancak tek olasılık değildir.

Arkadaşınızın canı sıkkın olabilir, uykusuz olabilir, işinde sorun yaşamış olabilir veya yalnızca o gün konuşmak istemiyor olabilir.

Benzer şekilde birinin size cevap vermemesi de tek başına reddedildiğiniz anlamına gelmez.

Bu nedenle kendinize şu üç soruyu sorabilirsiniz:

  1. Gerçekte ne oldu?
  2. Ben buna hangi anlamı verdim?
  3. Bu anlamın dışında başka açıklamalar olabilir mi?

Örneğin:

Gerçek: “Mesajıma 5 saattir cevap vermedi.”

Yorum: “Bana kızdı.”

Alternatif açıklamalar: “Meşgul olabilir, mesajı unutmuş olabilir, konuşmaya uygun olmayabilir veya gerçekten biraz mesafe istemiş olabilir.”

Buradaki amaç kendimizi sürekli olumlu ihtimallere inandırmak değildir. Amaç, zihnin ürettiği tek açıklamayı kesin gerçek olarak kabul etmemektir.

12. Her Şeyi Kişisel Algılamayı Nasıl Bırakabilirim?

Her şeyi kişisel algılamayı bırakmak, başkalarının davranışlarına hiç önem vermemek anlamına gelmez.

İnsan ilişkilerinde başkalarının söylediklerini ve davranışlarını değerlendirmek elbette gereklidir. Ancak bunu yaparken her davranışı kendi değerinizle ilişkilendirmemeyi öğrenebilirsiniz.

İlk olarak zihninizde oluşan otomatik düşünceyi yakalamaya çalışın.

“Bana kızdı.”

“Benden hoşlanmıyor.”

“Kesin hata yaptım.”

“Beni dışlıyorlar.”

Ardından düşünceyi bir gerçek gibi değil, bir yorum gibi ele alın.

Şöyle düşünmek daha dengeli olabilir:

“Böyle yorumluyorum ama gerçekten ne olduğunu henüz bilmiyorum.”

Bu cümle basit görünse de zihinsel olarak önemli bir alan açar.

Ayrıca sürekli başkalarının davranışlarını analiz etmek yerine dikkati kendi yaşamınıza döndürmek yardımcı olabilir.

“O benim hakkımda ne düşünüyor?” sorusunun yanında:

“Ben şu anda ne hissediyorum?”

“Ben neye ihtiyaç duyuyorum?”

“Bu durumda benim kontrol edebileceğim şey ne?”

sorularını sormak kişinin kontrol alanına geri dönmesini sağlar.

13. İnsanların Ne Düşündüğünü Sürekli Düşünmek Nasıl Azaltılır?

Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğünü sürekli kontrol etmeye çalışmak kısa vadede güven verici gibi görünse de uzun vadede kaygıyı artırabilir.

Çünkü insan zihni hiçbir zaman herkesin ne düşündüğünü kesin olarak bilemez.

Birinin yüz ifadesini yorumlayabilirsiniz.

Mesajının tonunu analiz edebilirsiniz.

Bir konuşmayı tekrar tekrar düşünebilirsiniz.

Ancak bütün bunların sonunda yine de yüzde yüz emin olamayabilirsiniz.

Bu nedenle hedef “Herkesin benim hakkımda ne düşündüğünü anlamalıyım” olmamalıdır.

Daha sağlıklı hedef:

“Başkalarının ne düşündüğünü her zaman bilemeyeceğimi kabul edebilirim.”

Bu kabul ilk başta rahatsız edici olabilir. Fakat belirsizliğe tahammül arttıkça kişinin sürekli kontrol etme ihtiyacı da azalabilir.

14. Her Şeyi Kişisel Algılamak Ne Zaman Psikolojik Bir Sorun Haline Gelir?

Başkalarının davranışlarından etkilenmek tek başına bir psikolojik hastalık anlamına gelmez.

Ancak bu durum kişinin günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa değerlendirilmesi gerekir.

Özellikle:

  • İnsanların söylediklerini uzun süre analiz ediyorsanız,
  • Küçük eleştirilerden günlerce etkileniyorsanız,
  • Sürekli insanların sizi sevip sevmediğini kontrol ediyorsanız,
  • Mesajlara verilen cevapları veya yüz ifadelerini aşırı yorumluyorsanız,
  • Reddedilme korkusu nedeniyle ilişkilerinizde zorlanıyorsanız,
  • Sosyal ortamlardan kaçınmaya başladıysanız,
  • Kendinizi sürekli başkalarının gözünden değerlendirmeye çalışıyorsanız,
  • Yoğun kaygı, özgüven sorunları veya çökkünlük eşlik ediyorsa,

bir psikiyatri değerlendirmesi faydalı olabilir.

Özellikle sosyal anksiyete, depresyon, yoğun reddedilme hassasiyeti veya başka psikolojik sorunların eşlik edip etmediğinin değerlendirilmesi, sorunun kaynağını anlamaya yardımcı olabilir.

Psikiyatrist Dr. Burak Toprak, kişinin başkalarının davranışlarını nasıl yorumladığını, ilişkilerindeki kaygı ve onaylanma ihtiyacını ve eşlik eden psikolojik belirtileri birlikte değerlendirerek kişiye uygun tedavi yaklaşımını belirlemektedir.

15. Her Şeyi Kişisel Algılamayı Azaltmak İçin Günlük Hayatta Ne Yapılabilir?

Her şeyi kişisel algılama alışkanlığını değiştirmek bir anda gerçekleşmez. Özellikle uzun yıllardır devam eden bir düşünme biçimi varsa, öncelikle zihnin otomatik yorumlarını fark etmeyi öğrenmek gerekir.

Günlük hayatta şu yaklaşım yardımcı olabilir:

Olay ile yorumu birbirinden ayırın

“Arkadaşım bugün benimle fazla konuşmadı” bir olaydır.

“Benden sıkıldı” ise bu olay hakkında yaptığınız yorumdur.

İkisini birbirinden ayırmak, zihnin yaptığı varsayımları fark etmenizi sağlar.

Tek bir açıklamaya takılı kalmayın

Zihniniz “Bana kızdı” diyorsa kendinize “Bunun başka açıklamaları olabilir mi?” diye sorun.

Amaç kendinizi olumlu düşünmeye zorlamak değil, tek bir olumsuz ihtimali kesin gerçek olarak kabul etmemektir.

Başkalarının zihnini okumaya çalışmayın

Bir insanın ne düşündüğünü yalnızca yüz ifadesinden, mesajından veya ses tonundan kesin olarak bilmek mümkün değildir.

“Bence böyle düşünüyor” ile “Böyle düşünüyor” arasında önemli bir fark vardır.

Kendi kontrol alanınıza dönün

Başkalarının sizi sevip sevmediğini, sizin hakkınızda ne düşündüğünü veya nasıl davranacağını kontrol edemezsiniz.

Kontrol edebileceğiniz şey kendi davranışınız, sınırlarınız, iletişim biçiminiz ve verdiğiniz tepkilerdir.

Bu nedenle “O benim hakkımda ne düşünüyor?” sorusunun yerine zaman zaman “Ben bu durumda nasıl davranmak istiyorum?” sorusunu koymak daha yararlı olabilir.

16. Her Şeyi Kişisel Algılamayı Bırakmak İçin Kendinize Sorabileceğiniz 5 Soru

Bir olayın ardından zihniniz hızlı bir şekilde “Bu kesin benimle ilgili” sonucuna gidiyorsa, kısa bir duraklama yapmak faydalı olabilir.

  1. Gerçekte ne oldu?
  2. Ben bu olaya hangi anlamı verdim?
  3. Bu yorumumun kesin bir kanıtı var mı?
  4. Bu olayın benimle ilgisi olmayan başka açıklamaları olabilir mi?
  5. Şu anda değiştirebileceğim veya kontrol edebileceğim bir şey var mı?

Bu soruların amacı kişinin kendi düşüncesiyle tartışmaya girmesi değildir. Daha çok, otomatik olarak ortaya çıkan yorumu biraz uzaktan görebilmesini sağlamaktır.

Örneğin:

“Patronum bugün bana kısa cevap verdi. Kesin benden memnun değil.”

yerine:

“Patronum bugün bana kısa cevap verdi. Bunu benimle ilişkilendirdim ama nedenini bilmiyorum. Başka bir nedeni de olabilir.”

demek, belirsizliği tamamen ortadan kaldırmasa bile kişinin zihinsel yükünü azaltabilir.

17. Her Şeyi Kişisel Algılamak İlişkileri Nasıl Etkiler?

Başkalarının davranışlarını sürekli kendisiyle ilişkilendiren kişi, zamanla ilişkilerinde de zorlanabilir.

Karşı tarafın sessizliğini kızgınlık, mesafesini reddedilme veya farklı bir görüşünü kendisine yönelik bir saldırı olarak algılayabilir.

Bu durumda kişi daha fazla güvence istemeye başlayabilir:

“Bana kızgın mısın?”

“Benden hâlâ hoşlanıyor musun?”

“Bir sorun mu var?”

“Benden sıkıldın mı?”

Kısa vadede karşı tarafın verdiği güvence rahatlatıcı olabilir. Ancak aynı şüphe tekrar tekrar ortaya çıkıyorsa, kişi giderek daha fazla güvence aramaya başlayabilir.

Bu durum ilişkide her iki tarafı da yorabilir.

Sağlıklı ilişkilerde karşı tarafın her duygusunu kontrol etmek veya her davranışına anlam vermek yerine, gerektiğinde doğrudan iletişim kurabilmek önemlidir.

Örneğin “Bana kızdın mı?” sorusu yerine “Bugün biraz daha sessiz olduğunu fark ettim, bir sorun var mı?” demek, varsayım yapmak yerine iletişime alan açar.

18. Başkalarının Sizi Yanlış Anlaması Her Zaman Sizin Hatanız Değildir

Her şeyi kişisel algılayan kişiler bazen başkalarının duygularından ve tepkilerinden kendilerini sorumlu hissedebilirler.

Birisi üzgünse “Ben ne yaptım?” diye düşünebilirler.

Birisi öfkeliyse “Kesin benim yüzümden” diyebilirler.

Birisi ilişkiden uzaklaşıyorsa bütün sorumluluğu kendilerine yükleyebilirler.

Oysa bir insanın yaşadığı duyguların tamamından başka bir kişinin sorumlu olması mümkün değildir.

Elbette davranışlarımızın başkaları üzerinde etkisi vardır. Hatalarımız için gerektiğinde özür dilemek ve sorumluluk almak önemlidir.

Ancak başkalarının bütün duygularını yönetmek bizim görevimiz değildir.

Birinin mutsuz olması, otomatik olarak sizin suçlu olduğunuz anlamına gelmez.

Birinin sizden farklı düşünmesi, yanlış olduğunuz anlamına gelmez.

Birinin sizden hoşlanmaması da sizin değersiz olduğunuz anlamına gelmez.

19. Her Şeyi Kişisel Algılıyorum, Psikiyatristten Destek Almalı mıyım?

Her şeyi zaman zaman kişisel algılamak tek başına bir psikolojik hastalık anlamına gelmez. Ancak bu durum sürekli hale gelmişse ve kişinin yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa profesyonel destek almak yararlı olabilir.

Özellikle insanların davranışlarını saatlerce analiz ediyor, küçük bir eleştiriden uzun süre etkileniyor, reddedilmekten yoğun biçimde korkuyor veya ilişkilerinizde sürekli güvence ihtiyacı hissediyorsanız bu durumun altında yatan nedenleri değerlendirmek önemlidir.

Aynı şekilde yoğun kaygı, sosyal ortamlardan kaçınma, çökkünlük, özgüven sorunları veya ilişkilerde belirgin problemler eşlik ediyorsa psikiyatri değerlendirmesi düşünülebilir.

Psikiyatrist değerlendirmesinde yalnızca “Her şeyi neden kişisel algılıyorum?” sorusuna değil, bu düşüncelerin hangi durumlarda ortaya çıktığına, ne kadar sürdüğüne, kişinin ilişkilerini ve günlük yaşamını nasıl etkilediğine de bakılır.

Gerekli durumlarda psikoterapi, ilaç tedavisi veya her iki yaklaşım birlikte değerlendirilebilir.

Psikiyatrist Dr. Burak Toprak, İstanbul Kadıköy ve Suadiye’deki kliniğinde yüz yüze ve online psikiyatri ve psikoterapi görüşmeleri gerçekleştirmektedir.

20. Sonuç: Her Düşünce Gerçeği Göstermez

“Her şeyi kişisel algılıyorum” demek, çoğu zaman kişinin çevresindeki insanların davranışlarını kendi değeriyle ilişkilendirdiğini gösterir.

Birinin sessizliği, sizin değersiz olduğunuz anlamına gelmez.

Birinin geç cevap vermesi, sizden hoşlanmadığını kanıtlamaz.

Bir eleştiri, bütün kişiliğiniz hakkında verilmiş bir karar değildir.

Birinin sizi reddetmesi de sizin yetersiz olduğunuz anlamına gelmez.

Bazen zihnimiz belirsizlik karşısında hızlı bir açıklama üretir. Özellikle geçmişte reddedilme, eleştirilme veya yeterince iyi olmama duyguları yoğun yaşandıysa, bu açıklama kolaylıkla kendimizle ilgili olabilir.

Ancak aklımızdan geçen bir düşünce ile gerçek arasında her zaman eşitlik yoktur.

Bu nedenle başkalarının davranışlarını yorumlarken kendimize biraz daha fazla alan bırakmak önemlidir.

“Bana kızdı” yerine “Bana kızdığını düşünüyorum ama bundan emin değilim.”

“Beni sevmiyor” yerine “Böyle hissettim ama gerçekte ne düşündüğünü bilmiyorum.”

“Kesin hata yaptım” yerine “Bir hata yapmış olabilirim; bunu değerlendirebilirim.”

Bu küçük değişiklikler, kişinin dünyayı ve kendisini değerlendirme biçiminde önemli bir fark yaratabilir.

Sonuçta amaç hiçbir şeyi kişisel algılamayan bir insan olmak değildir.

Amaç, başkalarının davranışlarının sizin değerinizi belirlemesine izin vermemektir.

Başkalarının ne düşündüğünü her zaman kontrol edemezsiniz. Ancak onların davranışlarına verdiğiniz anlamı fark etmeyi ve kendi değerinizi başkalarının tepkilerinden ayırmayı öğrenebilirsiniz.

Şimdi Bizi Arayın! Call Now Button