Skip links
psikiyatrist dr burak toprak 1

Yas Süreci Nedir? Yakınını Kaybettikten Sonra Yaşanan Duygular ve Uzamış Yas Bozukluğu

Yas Süreci Nedir? Yakınını Kaybettikten Sonra Yaşanan Duygular ve Uzamış Yas Bozukluğu

Bir insanı kaybettiğimizde yalnızca onun fiziksel varlığından ayrılmayız. Onunla kurduğumuz ilişkiyi, birlikte yaşadığımız anıları, geleceğe dair planlarımızı ve hayatımızdaki yerini de kaybederiz. Bazen bir telefon görüşmesinin, birlikte içilen bir kahvenin veya sıradan bir günün ne kadar kıymetli olduğunu, o kişi artık hayatımızda olmadığında daha derinden hissederiz.

Yakınını kaybetmek, insanın yaşayabileceği en zor deneyimlerden biridir. Bu kaybın ardından üzüntü, özlem, öfke, suçluluk, şaşkınlık, boşluk hissi ve zaman zaman hiçbir şey hissedememe gibi birbirinden farklı duygular ortaya çıkabilir. Kişi bir gün kendisini daha iyi hissederken ertesi gün beklenmedik bir anıda yeniden yoğun bir özlem yaşayabilir.

Yas, bu duyguların belirli bir sırayla yaşandığı ve sonunda tamamen ortadan kalktığı basit bir süreç değildir. Her insanın kayıpla kurduğu ilişki, kaybedilen kişiyle olan bağı, yaşam koşulları ve psikolojik kaynakları farklıdır. Bu nedenle yasın herkes için geçerli tek bir biçimi veya tamamlanması gereken kesin bir takvimi yoktur.

Ancak bazı durumlarda kayıp sonrasında yaşanan yoğun özlem ve zihinsel meşguliyet uzun süre devam eder; kişinin günlük yaşamını, ilişkilerini ve işlevselliğini belirgin biçimde etkiler. Bu durumda uzamış yas bozukluğu açısından değerlendirme yapılması gerekebilir.

Bu yazıda yas sürecinin ne olduğunu, kayıp sonrasında hangi duyguların yaşanabileceğini, yasın evreleri yaklaşımını, normal yas ile uzamış yas bozukluğu arasındaki farkları ve psikiyatrik desteğin hangi durumlarda yararlı olabileceğini ele alacağız.

Yas Süreci Nedir?

Yas, sevilen bir kişinin ölümünün ardından kişinin yaşadığı duygusal, düşünsel, davranışsal ve bazen bedensel tepkilerin bütünüdür. Kayıp sonrasında ortaya çıkan bu tepkiler, kişinin kaybettiği insanla kurduğu bağın ve bu kaybın hayatındaki anlamının bir parçası olarak değerlendirilebilir.

Yas yalnızca üzülmek anlamına gelmez. Kişi kaybettiği insanı özleyebilir, onunla ilgili anıları tekrar tekrar düşünebilir, ölümün gerçekleşmiş olduğunu kabullenmekte zorlanabilir veya geçmişte yaşanan bazı olayları farklı biçimde değerlendirmeye başlayabilir.

Bazı kişiler kaybın hemen ardından yoğun duygular yaşarken bazıları ilk günlerde şaşkınlık ve hissizlik içinde olabilir. Özellikle ölüm beklenmedik biçimde gerçekleşmişse kişi bir süre olayın gerçekliğini kavramakta güçlük çekebilir.

Yasın nasıl yaşandığını etkileyen bazı faktörler şunlardır:

  • Kaybedilen kişiyle kurulan ilişkinin niteliği
  • Kaybın beklenmedik veya ani gerçekleşmesi
  • Ölümün travmatik koşullarda yaşanması
  • Kişinin daha önce yaşadığı kayıplar
  • Aile ve sosyal çevreden alınan destek
  • Kişinin mevcut ruhsal durumu ve başa çıkma biçimleri
  • Kayıptan sonra ortaya çıkan ekonomik, sosyal ve ailevi değişiklikler

Örneğin uzun süredir ağır bir hastalıkla mücadele eden bir yakının kaybından sonra kişi hem yoğun üzüntü hem de hastalık sürecinin sona ermesine bağlı bir rahatlama hissedebilir. Bu iki duygunun bir arada bulunması çelişkili görünse de yas sürecinde farklı duyguların eş zamanlı yaşanması mümkündür.

Yas Sürecinde Hangi Duygular Yaşanır?

Yas sürecinde herkesin aynı duyguları yaşaması veya bu duyguları aynı sırayla deneyimlemesi beklenmez. Bununla birlikte bazı duygusal tepkiler oldukça sık görülür.

1. Yoğun üzüntü ve özlem

Yakınını kaybeden kişi, günlük hayatın birçok anında kaybettiği insanı hatırlayabilir. Birlikte yapılan alışkanlıklar, gidilen yerler, özel günler veya sıradan konuşmalar özlemi yeniden canlandırabilir.

Özlem bazen yalnızca kişiyi değil, onun yanındayken hissedilen güveni, yakınlığı ve hayatın o dönemini de kapsar. Kişi kaybettiği insanın sesini duymayı, ona bir şey anlatmayı veya birlikte geçirilen sıradan anlara geri dönmeyi isteyebilir.

2. İnkâr ve gerçekliği kabullenmekte zorlanma

Özellikle ani kayıplardan sonra kişi ölümün gerçekleşmiş olduğunu anlamakta güçlük çekebilir. Kaybettiği kişinin birazdan arayacağını düşünmek, kapıdan girmesini beklemek veya bir an için hâlâ hayattaymış gibi hissetmek görülebilir.

Bu tepkiler her zaman kişinin kaybı bilinçli olarak reddettiği anlamına gelmez. Bazen zihnin yeni gerçekliğe uyum sağlaması zaman alır.

3. Öfke

Yas sürecinde öfke farklı yönlere yönelebilir. Kişi yaşanan olaydan sorumlu olduğunu düşündüğü insanlara, sağlık sistemine, yakın çevresine, kendisine veya hayatın adaletsizliğine öfkelenebilir.

Bazen de kaybedilen kişiye karşı öfke hissedilebilir. Örneğin kişinin kendisini yalnız bıraktığını düşünmesi veya birlikte yaşanması beklenen geleceğin yarım kalmasına kızması mümkündür. Bu tür duygular, kişinin kaybettiği insanı sevmediği anlamına gelmez.

4. Suçluluk ve pişmanlık

Yakınını kaybeden kişiler geçmişte yaptıkları veya yapmadıkları şeyleri tekrar tekrar düşünebilir.

  • Keşke o gün yanında olsaydım.
  • Keşke daha sık arasaydım.
  • Son konuşmamızda farklı davransaydım.
  • Biraz daha erken fark etseydim belki böyle olmazdı.

Bu düşünceler bazen kişinin kontrolü dışında gelişen olaylardan kendisini sorumlu tutmasına neden olabilir. Özellikle ölümün beklenmedik veya travmatik olduğu durumlarda suçluluk ve pişmanlık duyguları daha belirgin yaşanabilir.

Bu noktada geçmişe bugünün bilgisiyle bakmak, kişinin o günkü koşullarda neyi bilip neyi bilemeyeceğini gözden kaçırmasına yol açabilir.

5. Boşluk ve yalnızlık hissi

Bir insanın hayatımızdaki yeri yalnızca birlikte geçirilen zamanla sınırlı değildir. Bazen bir karar alırken fikrini sorduğumuz, zorlandığımızda aradığımız veya sadece varlığını bilmenin güven verdiği bir insandır.

Bu kişi hayatımızdan çıktığında günlük yaşamın içinde tarif edilmesi güç bir boşluk oluşabilir. Kişi kalabalıkların içinde bile kendisini yalnız hissedebilir.

6. Duygusal hissizlik

Yas sürecinde bazı kişiler yoğun üzüntü yaşamak yerine bir süre hiçbir şey hissedemediklerini ifade eder. Olayı anlatırken ağlamamak, duygulara ulaşamamak veya günlük işlerini otomatik biçimde sürdürmek mümkündür.

Bu durum kişinin kaybı önemsemediği veya yeterince sevmediği anlamına gelmez. Yas herkes için aynı duygusal görünümde ortaya çıkmaz.

Yasın Evreleri Nelerdir?

Yas süreci anlatılırken sıklıkla beş evre yaklaşımından söz edilir. Bu yaklaşım inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme başlıklarından oluşur.

Ancak bu evrelerin herkes tarafından aynı sırayla yaşandığı, her kişinin mutlaka beş evreden geçtiği veya yasın bu evreler tamamlandığında sona erdiği düşünülmemelidir. Evreler, yas sırasında karşılaşılabilecek bazı duygusal tepkileri anlamak için kullanılan bir çerçevedir; bilimsel olarak herkes için geçerli, doğrusal bir yas takvimi değildir.

İnkâr

Kişi ölümün gerçekleştiğini anlamakta veya duygusal olarak kabul etmekte zorlanabilir. Özellikle ani kayıplarda olayın gerçek dışı gelmesi ve bir süre şaşkınlık yaşanması mümkündür.

Öfke

Kaybın yarattığı çaresizlik, haksızlık ve kontrol kaybı duyguları öfke olarak ortaya çıkabilir. Bu öfkenin yöneldiği kişi veya durum zaman içinde değişebilir.

Pazarlık

Kişi geçmişte farklı bir karar vermiş olsaydı ne olacağını düşünerek alternatif senaryolar oluşturabilir. “Keşke” düşünceleri ve olayların başka türlü gerçekleşebileceğine ilişkin zihinsel tekrarlar bu dönemde belirginleşebilir.

Depresif duygular ve derin üzüntü

Kaybın gerçekliği daha belirgin hale geldikçe yoğun özlem, üzüntü, yalnızlık ve geleceğe yönelik belirsizlik yaşanabilir. Bu duygular yas sürecinin bir parçası olabilir; ancak belirtilerin şiddeti ve işlevselliğe etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.

Kabullenme

Kabullenme, kaybedilen kişiyi unutmak veya artık üzülmemek değildir. Kişinin ölümün geri döndürülemeyeceğini fark ederek yaşamını bu yeni gerçekliğe göre yeniden düzenlemeye başlamasıdır.

Kişi kaybettiği insanı özlemeye devam edebilir, özel günlerde yeniden yoğun üzüntü yaşayabilir ve anılarından etkilenebilir. Buna rağmen yaşamındaki diğer ilişkilere, sorumluluklara ve anlamlı etkinliklere yeniden yer açabilir.

Yas Süreci Ne Kadar Sürer?

Yasın herkes için geçerli belirli bir süresi yoktur. Bazı kişiler kayıptan sonraki ilk aylarda günlük yaşamlarını yeniden düzenlemeye başlayabilirken bazı kişilerde yoğun özlem ve üzüntü daha uzun süre devam edebilir.

Yasın süresini yalnızca takvim üzerinden değerlendirmek doğru değildir. Kaybedilen kişiyle ilişkinin niteliği, ölümün koşulları, kişinin yaşamındaki diğer stres kaynakları ve sosyal desteği bu süreci etkileyebilir.

Örneğin kişinin yıllardır birlikte yaşadığı eşini kaybetmesi, günlük hayatının birçok yönünün yeniden düzenlenmesini gerektirebilir. Bir ebeveynin kaybı ise kişinin aile içindeki rolünü, geçmişine ilişkin algısını ve kendisini güvende hissetme biçimini etkileyebilir.

Yasın zaman içinde değişmesi beklenebilir; ancak bu değişim doğrusal değildir. Kişi bazı günler daha iyi hissederken bir şarkı, fotoğraf, yıl dönümü veya özel bir tarih nedeniyle yeniden yoğun özlem yaşayabilir.

Bu nedenle yasın sağlıklı ilerleyip ilerlemediğini değerlendirirken yalnızca ne kadar zaman geçtiğine değil, kişinin yaşamını ne ölçüde sürdürebildiğine, belirtilerin seyrine ve yaşadığı sıkıntının niteliğine bakmak gerekir.

Uzamış Yas Bozukluğu Nedir?

Yas süreci bazı kişilerde uzun süre devam eden, yoğun ve günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyen bir hal alabilir. Kişinin kaybettiği insana yönelik yoğun özlemi veya kayıpla sürekli zihinsel meşguliyeti devam ediyor, bu durum işlevselliğini bozuyor ve kültürel ya da sosyal beklentilerle açıklanamayacak ölçüde belirginleşiyorsa uzamış yas bozukluğu açısından değerlendirme yapılabilir.

Uzamış yas bozukluğu, kişinin sevdiği insanı unutamaması veya onu özlemeye devam etmesiyle aynı şey değildir. Kayıptan sonra özlem duymak ve kaybedilen kişiyi hatırlamak doğal bir durumdur. Tanısal açıdan önemli olan, özlemin ve kayıpla ilgili zihinsel meşguliyetin yoğunluğu, sürekliliği, kişinin yaşamına etkisi ve içinde bulunduğu kültürel koşullardır.

DSM-5-TR’de yetişkinler için ölümün üzerinden en az 12 ay geçmiş olması, çocuk ve ergenlerde ise en az 6 ay geçmiş olması süre ölçütleri arasında yer alır. ICD-11’de uzamış yas bozukluğu için farklı bir süre ölçütü kullanılır ve genellikle en az 6 aylık bir dönem değerlendirilir. Her iki yaklaşımda da belirtilerin kişinin kültürel, sosyal ve dini bağlamında beklenenden belirgin biçimde uzun sürmesi önemlidir.

Dolayısıyla yalnızca kaybın üzerinden belirli bir zaman geçmiş olması tanı koymak için yeterli değildir. Psikiyatrik değerlendirmede belirtilerin bütünü ele alınır.

Uzamış Yas Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

Uzamış yas bozukluğunda temel belirtiler, kaybedilen kişiye yönelik yoğun özlem ve kaybedilen kişi ya da ölümle ilgili sürekli zihinsel meşguliyettir. Bunlara farklı duygusal ve davranışsal belirtiler eşlik edebilir.

  • Kaybedilen kişiyi yoğun ve sürekli özlemek
  • Günün büyük bölümünde kaybedilen kişiyi düşünmek
  • Ölümün gerçekleştiğini kabullenmekte belirgin güçlük yaşamak
  • Kaybedilen kişi olmadan yaşamın anlamsız veya eksik olduğunu hissetmek
  • Yoğun yalnızlık ve duygusal boşluk yaşamak
  • Kaybı hatırlatan yerlerden, kişilerden veya etkinliklerden kaçınmak
  • Hayata yeniden katılmakta ve gelecek planları yapmakta zorlanmak
  • Kimlik duygusunda veya yaşamın anlamına ilişkin algıda belirgin değişiklik yaşamak
  • Yoğun acı, üzüntü, öfke veya suçluluk hissetmek

Bu belirtilerin bir kısmı normal yas sürecinde de görülebilir. Uzamış yas bozukluğunda önemli olan belirtilerin belirgin biçimde devam etmesi, yoğunluğu ve kişinin günlük yaşamında ciddi sıkıntıya veya işlev kaybına yol açmasıdır.

Normal Yas ile Uzamış Yas Bozukluğu Arasındaki Fark Nedir?

Normal yas ile uzamış yas bozukluğu arasındaki ayrım, kişinin kaybı unutup unutmadığı üzerinden yapılmaz. Bir insanın sevdiği kişiyi yıllar sonra bile özlemesi, onunla ilgili anılarından etkilenmesi veya özel günlerde üzülmesi doğal olabilir.

Normal yas sürecinde zaman içinde kişinin kayıpla ilişkisi değişebilir. Özlem devam etse bile kişi günlük yaşamına yeniden katılabilir, ilişkilerini sürdürebilir ve geleceğe yönelik planlar yapabilir.

Uzamış yas bozukluğunda ise yoğun özlem ve kayıpla zihinsel meşguliyet kişinin yaşamının merkezinde kalabilir. Kişi kaybın ardından yeni bir yaşam düzeni kurmakta belirgin güçlük yaşayabilir ve sosyal, mesleki veya ailevi işlevleri ciddi biçimde etkilenebilir.

Bu ayrım her zaman kolay değildir. Özellikle kaybedilen kişinin eş, çocuk veya ebeveyn olması gibi yakın ilişkilerde yasın yoğunluğu ve süresi değişebilir. Bu nedenle tanı koyarken kişinin kültürel koşulları, kaybın niteliği ve belirtilerin bütünü dikkate alınmalıdır.

Yas ile Depresyon Arasındaki Fark Nedir?

Yas ve depresyon bazı ortak belirtiler gösterebilir. Her iki durumda da üzüntü, uyku sorunları, iştah değişiklikleri, enerji azalması, sosyal geri çekilme ve günlük işlerde zorlanma görülebilir.

Ancak bu iki durum aynı değildir.

Yas sürecinde duygular çoğunlukla kaybedilen kişi ve onunla ilişkili anılar etrafında yoğunlaşabilir. Kişi bazı zamanlarda özlem ve üzüntü yaşarken başka anlarda olumlu duygular hissedebilir. Kaybedilen kişiyle ilgili anılar hem acı hem de sıcaklık veya yakınlık duygusu uyandırabilir.

Depresyonda ise çökkün duygudurum ve ilgi ya da haz kaybı daha yaygın ve sürekli bir nitelik gösterebilir. Kişi yalnızca kayıpla ilgili değil, yaşamın birçok alanında değersizlik, umutsuzluk ve kendini suçlama yaşayabilir.

Bu ayrım kesin sınırlarla yapılamaz. Yas sürecinde depresif bozukluk da gelişebilir. Özellikle yoğun umutsuzluk, belirgin değersizlik düşünceleri, yaygın haz kaybı veya ölüm düşünceleri varsa psikiyatrik değerlendirme önemlidir.

Yas Sürecinde Psikolojik Destek Ne Zaman Gerekir?

Yakınını kaybeden herkesin psikoterapi veya ilaç tedavisi alması gerekmez. Yas, çoğu zaman insanın kendi kaynakları ve sosyal desteğiyle yaşayabildiği doğal bir süreçtir.

Bununla birlikte bazı durumlarda profesyonel destek, kişinin yaşadığı duyguları anlamlandırmasına ve günlük yaşamını yeniden düzenlemesine yardımcı olabilir.

Özellikle şu durumlarda psikiyatrik veya psikolojik değerlendirme düşünülebilir:

  • Yoğun özlem ve üzüntü günlük yaşamı sürdürmeyi belirgin biçimde zorlaştırıyorsa
  • Kişi uzun süre sosyal ilişkilerinden uzaklaşıyorsa
  • İşe veya günlük sorumluluklara dönmekte ciddi güçlük yaşıyorsa
  • Uyku ve iştah sorunları belirgin ve kalıcı hale geldiyse
  • Yoğun suçluluk, kendini suçlama veya değersizlik düşünceleri devam ediyorsa
  • Kaybı hatırlatan her durumdan kaçınma yaşamı kısıtlıyorsa
  • Depresyon, anksiyete veya travma sonrası stres belirtileri eşlik ediyorsa
  • Alkol veya başka maddelerle duygusal sıkıntıyı bastırma eğilimi gelişiyorsa

Kendine zarar verme veya intihar düşünceleri ortaya çıktığında ise beklemeden profesyonel yardım alınmalıdır. Acil risk söz konusuysa en yakın acil servise başvurulmalıdır.

Yas Sürecinde Psikoterapi Nasıl Yardımcı Olur?

Yas sürecinde psikoterapinin amacı kişiye kaybettiği insanı unutturmak veya üzüntüsünü ortadan kaldırmak değildir. Amaç, kişinin kayıpla kurduğu ilişkiyi anlamlandırmasına, yoğun duygularla başa çıkmasına ve hayatını yeni koşullar içinde yeniden düzenlemesine yardımcı olmaktır.

Terapi sürecinde kişinin kayıpla ilgili düşünceleri, anıları, suçluluk duyguları, öfkesi ve geleceğe ilişkin kaygıları ele alınabilir.

Kayıpla ilgili düşünceleri anlamlandırmak

Yakınını kaybeden kişi, geçmişte yaşanan olayları tekrar tekrar değerlendirebilir. Özellikle “Daha fazlasını yapmalıydım” veya “Farklı davransaydım onu kaybetmezdim” gibi düşünceler yoğun suçluluk yaratabilir.

Terapi sürecinde bu düşüncelerin hangi koşullarda ortaya çıktığı, kişinin kendisine ne ölçüde sorumluluk yüklediği ve olayın gerçekleştiği dönemdeki gerçek koşullar ele alınabilir.

Amaç kişiye ne hissetmesi gerektiğini söylemek değil, kendi değerlendirmelerini daha geniş bir perspektiften görebilmesine yardımcı olmaktır.

Duygulara alan açmak

Yas sırasında kişi bazen üzüntüsünü bastırmaya, ağlamamaya veya güçlü görünmeye çalışabilir. Bazıları ise iyi hissettiği anlarda suçluluk yaşayabilir.

Oysa bir insanın kaybından sonra yeniden gülmesi, sosyal etkinliklere katılması veya hayatından keyif almaya başlaması kaybedilen kişiyi unuttuğu anlamına gelmez. Yas sürecinde olumlu ve olumsuz duyguların bir arada bulunmasına alan açmak önemlidir.

Kaybedilen kişiyle kurulan bağı yeniden anlamlandırmak

Bir insanı kaybetmek, onunla kurulan ilişkinin bütün anlamının ortadan kalkması demek değildir. Kişi kaybedilen insanla ilgili anılarını, öğrendiklerini ve ilişkiden taşıdığı değerleri yaşamında farklı biçimde sürdürebilir.

Terapi sürecinde kaybedilen kişinin kişinin hayatındaki yeri, birlikte yaşanan deneyimler ve bu ilişkinin bugünkü yaşamında nasıl bir anlam taşıdığı üzerinde çalışılabilir.

Yeni yaşam düzeni oluşturmak

Kayıp sonrasında kişinin günlük alışkanlıkları, aile içindeki rolü ve gelecek planları değişebilir. Terapi sürecinde kişinin yeni koşullar içinde ihtiyaçlarını fark etmesi, sosyal destek kaynaklarını kullanması ve kendi yaşamına yeniden katılması desteklenebilir.

Yas Sürecinde İlaç Tedavisi Gerekir mi?

Yas doğal bir yaşam deneyimidir ve tek başına ilaç tedavisi gerektirmez. Üzüntü, özlem, ağlama veya kaybedilen kişiyi sık sık düşünme gibi tepkiler, yalnızca var oldukları için ilaçla tedavi edilmesi gereken belirtiler değildir.

Ancak yas sürecine belirgin depresyon, ağır kaygı, ciddi uyku sorunları veya başka bir ruhsal bozukluk eşlik edebilir. Bu durumlarda psikiyatrist tarafından değerlendirme yapılması ve gerekli görülürse ilaç tedavisinin planlanması mümkündür.

Uzamış yas bozukluğunda ise tedavinin temel yaklaşımı yas odaklı psikoterapidir. Eşlik eden depresyon veya anksiyete gibi durumlar varsa bunlara yönelik tedaviler de ayrıca ele alınabilir.

İlaç tedavisi, kaybedilen kişiye duyulan özlemi ortadan kaldırmak veya yas sürecini hızlandırmak amacıyla kullanılmamalıdır. Tedavi kararı kişinin klinik değerlendirmesine göre verilmelidir.

Yakınını Kaybeden Birine Nasıl Destek Olunur?

Yas yaşayan birine destek olmak her zaman doğru cümleyi bulmak anlamına gelmez. Bazen kişinin yanında bulunmak, onu dinlemek ve yaşadığı duyguları değiştirmeye çalışmadan kabul etmek yeterli olabilir.

“Güçlü olmalısın”, “Artık hayatına devam etmelisin” veya “Zaman her şeyin ilacıdır” gibi ifadeler iyi niyetle söylense de kişinin kendisini anlaşılmamış hissetmesine neden olabilir.

Destekleyici bir yaklaşım için şu noktalar önemlidir:

  • Kişinin duygularını küçümsemeden dinlemek
  • Ne zaman toparlanması gerektiğine ilişkin baskı oluşturmamak
  • İhtiyaç duyduğunda yanında olmak
  • Günlük işlerde somut yardım önermek
  • Özel günlerde ve kaybın yıl dönümünde onu hatırlamak
  • İyi hissettiği anlarda suçluluk duymasına neden olmamak

Yas yaşayan kişiye “Ne zaman istersen konuşabiliriz” demek kadar, zaman zaman kendiliğinden aramak veya birlikte kısa bir yürüyüş önermek de destekleyici olabilir.

Sonuç: Yas, Unutmak Değil; Kaybın Ardından Yaşamla Yeniden İlişki Kurmaktır

Yakınını kaybetmek, insanın hayatında derin izler bırakabilir. Bazı anılar yıllar sonra bile özlem ve üzüntü uyandırabilir. Bu, kişinin yas sürecini tamamlayamadığı veya hayatına devam edemediği anlamına gelmez.

Yasın amacı kaybedilen insanı unutmak değildir. Kişi zaman içinde kaybın gerçekliğini yaşamına dahil etmeyi, anılarını farklı bir yerden taşımayı ve hayatında yeni anlam alanları oluşturmayı öğrenebilir.

Ancak yoğun özlem, kayıpla sürekli zihinsel meşguliyet ve günlük yaşamda belirgin işlev kaybı uzun süre devam ediyorsa uzamış yas bozukluğu veya eşlik eden başka ruhsal sorunlar açısından değerlendirme yapılması önemlidir.

Her kaybın ve her yas sürecinin kendine özgü olduğu unutulmamalıdır. Kişinin ne kadar sürede toparlanması gerektiğine ilişkin evrensel bir takvim yoktur. Önemli olan, yaşanan duyguları yargılamadan anlamak ve ihtiyaç duyulduğunda destek alabilmektir.

Psikiyatrist Dr. Burak Toprak, yas sürecinde yaşanan duygusal zorlanmaların, depresif belirtilerin ve uzamış yas bozukluğunun değerlendirilmesi ile psikoterapi ve gerekli durumlarda psikiyatrik tedavi süreçlerini yürütmektedir.

Psikiyatri değerlendirmesi ve randevu için iletişime geçebilirsiniz.

Sık Sorulan Sorular

Yas süreci ne kadar sürer?

Yasın herkes için geçerli belirli bir süresi yoktur. Kişinin kaybettiği insanla ilişkisi, kaybın koşulları ve sosyal desteği süreci etkiler. Özlem ve üzüntü zaman zaman yıllar sonra da ortaya çıkabilir.

Yasın beş evresi herkes tarafından yaşanır mı?

Hayır. İnkâr, öfke, pazarlık, depresif duygular ve kabullenme başlıkları yas sırasında görülebilecek bazı tepkileri anlatır. Herkes bu evreleri yaşamaz ve bu duygular belirli bir sırayla ortaya çıkmaz.

Yakınını kaybettikten sonra hiçbir şey hissedememek normal mi?

Evet. Özellikle ani veya sarsıcı kayıplardan sonra kişi bir süre duygusal hissizlik, şaşkınlık veya gerçek dışılık hissi yaşayabilir. Bu durum tek başına kişinin kaybı önemsemediği anlamına gelmez.

Yas sürecinde suçluluk duygusu neden yaşanır?

Kişi geçmişteki konuşmaları, kararları veya davranışları tekrar tekrar değerlendirebilir. “Keşke” düşünceleri ve farklı bir şey yapılmış olsaydı ne olacağına ilişkin zihinsel senaryolar suçluluk yaratabilir. Bu düşüncelerin gerçek sorumlulukla ne ölçüde ilişkili olduğu ele alınmalıdır.

Uzamış yas bozukluğu nedir?

Uzamış yas bozukluğu, ölümün ardından yoğun özlem veya kayıpla sürekli zihinsel meşguliyetin uzun süre devam etmesi ve kişinin günlük yaşamında belirgin sıkıntı ya da işlev kaybına yol açmasıyla tanımlanan bir ruhsal bozukluktur.

Uzamış yas bozukluğu ne zaman teşhis edilir?

Tanı ölçütleri kullanılan sınıflandırma sistemine göre farklılık gösterir. DSM-5-TR yetişkinlerde ölümden sonra en az 12 ay, çocuk ve ergenlerde en az 6 ay geçmiş olmasını; ICD-11 ise genellikle en az 6 aylık bir süreyi esas alır. Süre tek başına yeterli değildir; belirtilerin niteliği, şiddeti ve kültürel bağlam da değerlendirilir.

Yas depresyona neden olur mu?

Yas sürecinde üzüntü ve isteksizlik görülebilir. Bazı kişilerde kayıp sonrasında depresif bozukluk da gelişebilir. Yoğun ve yaygın çökkünlük, haz kaybı, değersizlik veya umutsuzluk gibi belirtiler varsa psikiyatrik değerlendirme önemlidir.

Yas sürecinde psikiyatriste gitmek gerekir mi?

Her yas süreci psikiyatrik destek gerektirmez. Ancak belirtiler günlük yaşamı belirgin biçimde etkiliyorsa, yoğun umutsuzluk veya depresyon belirtileri varsa ya da kişi kayıpla baş etmekte ciddi güçlük yaşıyorsa psikiyatri uzmanına başvurabilir.

 

Şimdi Bizi Arayın! Call Now Button