Duygusal Yoksunluk Şeması Nedir? “Kimse Beni Gerçekten Anlamıyor” Hissi
İnsan bazen yalnız olduğu için değil, duygusal olarak anlaşılmadığı için kendisini yalnız hisseder.
Çevrenizde insanlar olabilir.
Bir ilişkiniz olabilir.
Ailenizle görüşüyor olabilirsiniz.
Arkadaşlarınızla vakit geçiriyor olabilirsiniz.
Hatta hayatınız dışarıdan oldukça sosyal görünebilir.
Ama içinizde sürekli aynı his varsa:
“Kimse beni gerçekten anlamıyor.”
“İhtiyaçlarımı kimse fark etmiyor.”
“Ben bir şey anlatmasam kimse sormuyor.”
“İnsanlar yanımda ama duygusal olarak yalnızım.”
bu deneyimin altında duygusal yoksunluk şeması bulunabilir.
Duygusal yoksunluk şeması, kişinin temel duygusal ihtiyaçlarının yeterince karşılanmadığına ilişkin derin ve tekrarlayan bir inanç ve ilişki örüntüsüdür. Kişi sevgi, ilgi, empati, anlaşılma, korunma veya duygusal yakınlık açısından yeterince desteklenmediğini hissedebilir.
Bu nedenle sorun her zaman insanların hayatında olmaması değildir.
Bazen sorun, insanların hayatında olmasına rağmen kişinin kendisini duygusal olarak görülmüş hissetmemesidir.
Duygusal Yoksunluk Şeması Nedir?
Şema Terapi yaklaşımında duygusal yoksunluk şeması, kişinin temel duygusal ihtiyaçlarının başkaları tarafından yeterince karşılanmayacağı veya geçmişte karşılanmadığı yönündeki kalıcı beklentilerinden biridir.
Kişi bilinçli olarak:
“Benim duygusal yoksunluk şemam var.”
diye düşünmeyebilir.
Bunun yerine bu durum daha çok günlük hayatındaki ilişkiler üzerinden hissedilir.
Örneğin:
- Bir sorun yaşadığında kimseyi aramak istemeyebilir.
- İnsanların onu zaten anlamayacağını düşünebilir.
- Partnerinin kendi ihtiyaçlarını fark etmesini bekleyebilir.
- İlgi görmediğinde yoğun biçimde kırılabilir.
- Duygularını anlatmakta zorlanabilir.
- Yardım istemenin anlamsız olduğunu düşünebilir.
- Yakın ilişkilerde bile yalnız hissedebilir.
- İnsanların kendisiyle gerçekten ilgilenmediğine inanabilir.
Bazen kişi bütün bunların farkında bile değildir.
Sadece:
“Ben hep yalnız hissediyorum.”
der.
Duygusal Yoksunluk Şemasının Temelinde Ne Vardır?
Bu şemanın merkezinde genellikle kişinin karşılanmamış duygusal ihtiyaçları bulunur.
Bir çocuğun yalnızca yemek, kıyafet, eğitim ve barınma gibi fiziksel ihtiyaçları yoktur.
Çocuğun aynı zamanda:
- sevilmeye,
- görülmeye,
- dinlenmeye,
- anlaşılmaya,
- teselli edilmeye,
- korunmaya,
- önemsenmeye,
- duygularının kabul edilmesine,
- sıcak ve güvenli bir ilişkiye
ihtiyacı vardır.
Çocuk üzgün olduğunda birinin onu sakinleştirmesi gerekir.
Korktuğunda yanında bir yetişkinin olduğunu hissetmeye ihtiyaç duyar.
Başarısız olduğunda yalnızca eleştirilmek değil, duygusunun anlaşılması da önemlidir.
Bir sorun yaşadığında:
“Ne oldu?”
diye sorulmasını bekler.
İşte bu ihtiyaçlar uzun süre yeterince karşılanmadığında çocuk zaman içerisinde şu sonuca ulaşabilir:
“Benim duygularım kimsenin umurunda değil.”
Ve bu düşünce yetişkinlikte de devam edebilir.
Duygusal Yoksunluk Her Zaman Sevgi Eksikliği Midir?
Hayır.
Bu önemli bir ayrımdır.
Bir anne veya baba çocuğunu seviyor olabilir ancak çocuğun duygusal ihtiyaçlarını fark etmekte veya karşılamakta zorlanabilir.
Örneğin bir ebeveyn:
- çocuğunun okul masraflarını karşılıyor,
- onunla ilgileniyor,
- onu koruyor,
- geleceği için çalışıyor
olabilir.
Ancak çocuk ağladığında:
“Abartma.”
diyebilir.
Çocuk korktuğunda:
“Korkacak ne var?”
diyebilir.
Çocuk başarısız olduğunda:
“Daha çok çalışsaydın.”
diyebilir.
Çocuk üzüldüğünde:
“Bunun için üzülmeye değer mi?”
diyebilir.
Ebeveyn çocuğunu seviyor olsa bile çocuk kendi duygularının görülmediğini ve anlaşılmadığını hissedebilir.
Dolayısıyla duygusal yoksunluk her zaman:
“Ailem beni sevmiyordu.”
şeklinde yaşanmaz.
Bazen çok daha belirsiz bir deneyimdir:
“Beni seviyorlardı ama beni gerçekten anlamıyorlardı.”
“Ailem Benim İçin Her Şeyi Yaptı Ama Beni Anlamadı”
Duygusal yoksunluk şeması olan yetişkinlerden bazılarının çocukluklarını anlatırken söylediği cümlelerden biri şudur:
“Ailem benim için her şeyi yaptı.”
Ardından şöyle ekleyebilir:
“Ama duygularımı hiç konuşamazdık.”
Bu iki durum birbiriyle çelişmez.
Bir çocuk maddi olarak çok iyi koşullarda büyüyebilir ancak duygusal olarak yalnız kalabilir.
Örneğin başarılı olması beklenmiş, iyi bir eğitim almış ve her türlü maddi imkâna sahip olmuş olabilir.
Ancak:
“Bugün nasılsın?”
“Seni üzen bir şey oldu mu?”
“Bunu yaşarken ne hissettin?”
gibi soruları çok az duymuş olabilir.
Böyle büyüyen kişi yetişkinlikte kendi duygularını tanımakta bile zorlanabilir.
Çünkü çocuklukta duygularının başkaları tarafından fark edilmesine yeterince fırsat verilmemiştir.
Duygusal Yoksunluğun Üç Temel Boyutu
Duygusal yoksunluk şeması farklı kişilerde farklı biçimlerde ortaya çıkabilir.
Şema Terapi açısından genellikle üç temel duygusal ihtiyaç alanından söz edilebilir:
1. İlgi ve bakım yoksunluğu
Kişi ihtiyaç duyduğunda yanında birinin olmayacağını hisseder.
Örneğin:
“Hastalandığımda kimse gerçekten ilgilenmez.”
“Zorlandığımda kendi başımın çaresine bakmak zorundayım.”
“Kimse beni korumaz.”
gibi düşünceler ortaya çıkabilir.
2. Empati yoksunluğu
Kişi duygularının ve yaşadıklarının gerçekten anlaşılmadığını hisseder.
Örneğin:
“Kimse benim ne yaşadığımı anlamıyor.”
“Bir şey anlattığımda hemen çözüm üretmeye çalışıyorlar.”
“Beni dinliyorlar ama gerçekten anlamıyorlar.”
diyebilir.
Burada kişinin ihtiyacı her zaman bir çözüm değildir.
Bazen yalnızca:
“Evet, bunu yaşamak gerçekten zor olmalı.”
cümlesini duymaya ihtiyaç vardır.
3. Korunma ve yönlendirilme yoksunluğu
Bazı kişiler çocukluklarında yeterince güvenli bir yetişkin figürü hissetmemiş olabilir.
Zorlandıklarında kime güveneceklerini bilememiş olabilirler.
Bu durum yetişkinlikte:
“Her şeyi kendim halletmeliyim.”
inancına dönüşebilir.
Kişi yardım istemeyi zayıflık olarak görebilir.
“Her Şeyi Kendim Yapmalıyım” Düşüncesi Nereden Gelir?
Duygusal yoksunluk yaşayan bazı kişiler erken yaşta kendi kendilerine yetmeyi öğrenir.
Kimse yardım etmiyorsa:
Kendim hallederim.
Kimse dinlemiyorsa:
Kendime anlatırım.
Kimse beni sakinleştirmiyorsa:
Kendimi ben sakinleştiririm.
Kimse beni korumuyorsa:
Kendimi ben korurum.
Başlangıçta bu davranış çocuğun hayatta kalmasına yardımcı olabilir.
Ancak yetişkinlikte aynı strateji devam ettiğinde kişi yakın ilişkiler kurmakta zorlanabilir.
Çünkü yardım istemeye, ihtiyaçlarını ifade etmeye veya bir başkasına güvenmeye alışmamıştır.
Duygusal Yoksunluk Şeması Olan Kişi Neden İhtiyaçlarını Söylemez?
Çünkü geçmiş deneyimleri ona ihtiyaçlarının karşılanmayacağını öğretmiş olabilir.
Örneğin çocuk defalarca üzülmüş ancak kimse onunla ilgilenmemişse zamanla:
“Zaten kimse beni anlamaz.”
diye düşünmeye başlayabilir.
Bir süre sonra bu düşünce bir savunmaya dönüşebilir.
Kişi artık ihtiyaçlarını hiç söylemez.
Partnerine:
“Bana biraz ilgi göster.”
demez.
Arkadaşına:
“Bugün gerçekten kötü hissediyorum, biraz konuşabilir miyiz?”
demez.
Ailesinden:
“Şu anda desteğinize ihtiyacım var.”
demez.
Sonra da insanların onu anlamadığını düşünür.
Burada ortaya çıkan önemli bir kısır döngü vardır:
İhtiyaç → ifade etmeme → karşı tarafın ihtiyacı fark etmemesi → hayal kırıklığı → “Kimse beni anlamıyor” inancı → ihtiyaçları daha da fazla saklama.
Bu döngü devam ettikçe duygusal yoksunluk hissi güçlenebilir.
“Ben Söylemeden Anlamalı”
Duygusal yoksunluk şemasının ilişkilerdeki en önemli görünümlerinden biri de budur.
Kişi bazen karşısındaki insanın kendi ihtiyaçlarını kendiliğinden fark etmesini bekler.
Partnerinin:
“Bugün biraz üzgün görünüyorsun.”
demesini bekler.
Arkadaşının:
“Bir şeyin var mı?”
diye sormasını ister.
Ancak karşı taraf bunu yapmadığında:
“Demek ki beni önemsemiyor.”
sonucuna ulaşabilir.
Oysa burada iki farklı durum vardır.
Birincisi:
“İhtiyacımı söyledim ve karşılanmadı.”
İkincisi:
“İhtiyacımı hiç söylemedim ama karşı tarafın bunu kendiliğinden anlamasını bekledim.”
Bu ikisini birbirinden ayırmak ilişkiler açısından çok önemlidir.
Duygusal Yoksunluk Şeması İlişkilerde Nasıl Görülür?
Romantik ilişkilerde kişi partnerinin kendisini yeterince önemsemediğini düşünebilir.
Partneri işten yorgun geldiğinde bunu:
“Benimle ilgilenmiyor.”
şeklinde yorumlayabilir.
Partneri telefonuna bakmadığında:
“Beni önemsemiyor.”
diye düşünebilir.
Partneri duygularını hemen fark etmediğinde:
“Beni gerçekten tanımıyor.”
hissine kapılabilir.
Ancak bazen kişi kendi ihtiyaçlarını açıkça ifade etmek yerine partnerinin bunları tahmin etmesini bekliyor olabilir.
Bu nedenle ilişkide iki tarafın da neye ihtiyaç duyduğunu açık biçimde konuşabilmesi önemlidir.
Duygusal Olarak Yalnız Olmak
Belki de bu şemanın en belirgin hissi budur:
“Yanımda biri var ama kendimi yalnız hissediyorum.”
Bu cümle özellikle romantik ilişkilerde çok sık karşımıza çıkabilir.
Kişi partneriyle aynı evde yaşayabilir.
Her gün konuşabilir.
Birlikte yemek yiyebilir.
Tatile çıkabilir.
Cinsel bir ilişki yaşayabilir.
Ancak duygusal olarak:
“Bana ulaşamıyor.”
diye hissedebilir.
Çünkü fiziksel yakınlık ile duygusal yakınlık aynı şey değildir.
Birinin yanında olmak, onunla gerçekten bağlantı kurmak anlamına gelmeyebilir.
Duygusal Yoksunluk Şeması Olan Kişi Neden Çok Güçlü Görünebilir?
Bazı insanlar çocuklukta duygusal ihtiyaçlarını kendileri karşılamak zorunda kaldıkları için yetişkinlikte son derece güçlü görünür.
Her şeyi organize ederler.
Kimseye ihtiyaç duymazlar.
Krizlerde soğukkanlıdırlar.
İşlerini kendileri hallederler.
Başkalarına destek olurlar.
Ancak kendi ihtiyaçları söz konusu olduğunda zorlanırlar.
Çünkü yıllar boyunca öğrendikleri şey şudur:
“Benim ihtiyaçlarımı bir başkası karşılamayacak.”
Bu nedenle güçlü görünmek bazen gerçekten güçlü olmaktan çok, yardıma ihtiyaç duymamayı öğrenmiş olmak anlamına gelebilir.
Başkalarına Çok Verip Kendisi Hiçbir Şey İstememek
Duygusal yoksunluk şeması olan kişiler bazen ilişkilerde veren taraf olabilir.
Arkadaşlarını dinlerler.
Partnerlerinin sorunlarıyla ilgilenirler.
Herkesi teselli ederler.
İnsanların ihtiyaçlarını kolayca fark ederler.
Ancak kendileri ihtiyaç duyduklarında:
“Boş ver.”
“Ben hallederim.”
“Onun da kendi sorunları var.”
diyebilirler.
Bu durum uzun vadede ilişkilerde ciddi bir dengesizlik yaratabilir.
Kişi sürekli veren taraf olduğunda, karşı tarafın da aynı şekilde kendisini desteklemesini beklemeye başlayabilir.
Ancak ihtiyacını açıkça ifade etmediği için beklediği desteği göremediğinde büyük bir hayal kırıklığı yaşayabilir.
Duygusal Yoksunluk Şeması ve Kırgınlık
Bazen kişi neden sürekli kırıldığını anlayamaz.
Küçük bir olay büyük bir hayal kırıklığı yaratabilir.
Partnerinin doğum gününde istediği ilgiyi göstermemesi saatlerce veya günlerce süren bir kırgınlığa neden olabilir.
Bir arkadaşının aramaması:
“Kimse beni gerçekten önemsemiyor.”
duygusunu tetikleyebilir.
Bunun nedeni yalnızca o gün yaşanan olay olmayabilir.
O olay, geçmişten gelen çok daha eski bir duyguyu harekete geçirmiş olabilir:
“Yine kimse benim ihtiyacımı görmedi.”
İşte bu nedenle bazı ilişkisel tepkiler olayın kendisinden daha büyük görünebilir.
Aslında kişi yalnızca bugünkü olaya değil, yıllardır taşıdığı duygusal yoksunluk deneyimine tepki veriyor olabilir.
Duygusal Yoksunluk Şeması Yetişkinlikte Nasıl Tekrarlar?
Duygusal yoksunluk şeması çocuklukta oluşmuş olsa bile yetişkinlikte kendiliğinden ortadan kalkmaz.
Kişi farkında olmadan çocuklukta alışık olduğu ilişki biçimlerini yeniden oluşturabilir.
Örneğin çocukken duygusal olarak mesafeli bir ebeveynle büyüyen kişi, yetişkinlikte de duygularını kolay ifade etmeyen, mesafeli veya ihtiyaçlarını fark etmekte zorlanan partnerlere yönelebilir.
Bu durum bilinçli bir tercih değildir.
Kişi çoğu zaman:
“Ben neden hep aynı tip insanlarla ilişki yaşıyorum?”
diye sorar.
Çünkü tanıdık gelen ilişki biçimi, sağlıklı olmasa bile kişiye daha normal gelebilir.
Duygusal Olarak Ulaşılmaz İnsanlara Çekilmek
Duygusal yoksunluk şeması olan bazı kişiler, duygusal olarak ulaşılması zor insanlara karşı daha yoğun çekim hissedebilir.
Karşı taraf:
- duygularını paylaşmıyor olabilir,
- yakınlaşmaktan kaçıyor olabilir,
- ilgisini açıkça göstermiyor olabilir,
- ilişkiye yeterince yatırım yapmıyor olabilir.
Ancak kişi bu ilişkide çok yoğun duygular yaşayabilir.
Çünkü bilinçdışı düzeyde tanıdık bir ilişki örüntüsü yeniden oluşmuştur.
Kişi partnerinin ilgisini kazanmak için daha fazla çaba gösterir.
Daha fazla verir.
Daha fazla anlayış gösterir.
Daha fazla bekler.
Ancak karşılığını alamadıkça şeması daha da güçlenir:
“Gördün mü? Kimse benim duygusal ihtiyaçlarımı karşılamıyor.”
Bu nedenle bazen sorun yalnızca yanlış partner seçmek değildir. Kişinin neden belirli ilişki biçimlerine tekrar tekrar çekildiğini anlamak da önemlidir.
“Beni Seven İnsanlar Bana Çekici Gelmiyor”
Duygusal yoksunluk şemasında ilginç görünen durumlardan biri, kişinin kendisine iyi davranan insanları daha az heyecan verici bulabilmesidir.
Bir kişi kendisine açıkça ilgi gösterdiğinde:
“Çok ilgili.”
diye düşünebilir.
Duygusal olarak ulaşılması zor biri ise daha fazla merak ve heyecan yaratabilir.
Çünkü kişi onun ilgisini kazanmaya çalışırken yoğun bir mücadele yaşar.
Bu mücadele bazen aşk veya güçlü çekim olarak yorumlanabilir.
Oysa sağlıklı bir ilişkide sürekli olarak sevgiyi kazanmak zorunda kalmamak gerekir.
Bu nedenle:
“Beni çok istiyor ama ben onu istemiyorum; beni istemeyeni ise çok istiyorum.”
şeklindeki ilişki örüntüsü üzerinde düşünmek önemli olabilir.
Duygusal Yoksunluk Şeması ve “Kurtarıcı” Rolü
Bazı kişiler ilişkilerde sürekli veren ve karşı tarafın sorunlarını çözen kişi hâline gelebilir.
Partnerinin problemlerini çözmeye çalışır.
Onu sürekli destekler.
Onun duygularını anlamaya çalışır.
İhtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyar.
Bunun altında bazen şu beklenti bulunabilir:
“Ben onun yanında olursam o da bir gün benim yanımda olur.”
Fakat ilişki sürekli tek taraflı bir bakım ilişkisine dönüştüğünde kişi zamanla tükenebilir.
Sonunda yoğun bir kırgınlık ortaya çıkabilir:
“Ben herkes için bu kadar şey yapıyorum ama kimse benim için aynı şeyi yapmıyor.”
Burada kişinin kendi ihtiyaçlarını daha erken fark etmesi ve ilişkide karşılıklılığı değerlendirmesi önemlidir.
Duygusal Yoksunluk Şeması ve Aşırı Bağımsızlık
Şemaya verilen tepki her zaman yoğun bağlanma değildir.
Bazı kişiler tam tersine aşırı bağımsızlaşır.
Kimseye ihtiyaç duymamaya çalışırlar.
Yardım istemezler.
Üzüldüklerinde yalnız kalırlar.
Sorunlarını kimseye anlatmazlar.
İlişkilerde duygusal yakınlık arttığında rahatsız olabilirler.
Dışarıdan bakıldığında son derece güçlü görünürler.
Fakat iç dünyalarında:
“Nasıl olsa kimse benim ihtiyaçlarımı karşılamayacak.”
inancı olabilir.
Bu durumda kişi kendisini duygusal hayal kırıklığından korumak için ihtiyaç duymamayı öğrenmiştir.
“Kimseye İhtiyacım Yok” Gerçekten Güçlü Olmak mıdır?
Bağımsızlık sağlıklı bir özellik olabilir.
Ancak bağımsızlık ile duygusal izolasyon aynı şey değildir.
Sağlıklı bağımsızlık:
“Gerekirse kendim halledebilirim ama ihtiyaç duyduğumda yardım isteyebilirim.”
şeklindedir.
Duygusal yoksunlukla ilişkili aşırı bağımsızlık ise:
“Kimseye ihtiyacım olmamalı çünkü zaten kimse yanımda olmayacak.”
şeklinde olabilir.
İki cümle arasındaki fark küçük görünse de psikolojik açıdan oldukça önemlidir.
Duygusal Yoksunluk Şeması Olan Kişi Neden Çok Fazla Verir?
Bir başka tepki biçimi de aşırı fedakârlıktır.
Kişi ilişkilerde karşı tarafın duygusal ihtiyaçlarını sürekli olarak önceliklendirebilir.
Partneri üzülmesin diye kendi planlarını değiştirebilir.
Arkadaşı zor durumda kalmasın diye kendi ihtiyaçlarını erteleyebilir.
Ailesi sorun yaşadığında hemen sorumluluk üstlenebilir.
Ancak kendi ihtiyacını ifade etmekte zorlanabilir.
Bir süre sonra ilişkilerinde görünmeyen bir beklenti oluşabilir:
“Ben senin için bu kadar şey yapıyorum, sen de benim neye ihtiyacım olduğunu anlamalısın.”
Karşı taraf bunu fark etmediğinde kırgınlık büyür.
Bu nedenle sağlıklı ilişkilerde yalnızca vermek değil, alabilmek ve istemek de önemlidir.
Duygusal Yoksunluk Şeması ve İlişkilerde Kırgınlık Birikmesi
Bazı kişiler ilişkilerde yaşadıkları küçük hayal kırıklıklarını o anda ifade etmez.
“Boş ver.” der.
“Önemli değil.” der.
“Şimdi söylersem sorun çıkar.” diye düşünür.
Fakat kırgınlıklar zamanla birikir.
Aylar sonra küçük bir olay büyük bir tartışmaya dönüşebilir.
Karşı taraf:
“Bunun için neden bu kadar tepki verdin?”
diye sorabilir.
Oysa tepki yalnızca son yaşanan olayla ilgili değildir.
Uzun süredir ifade edilmeyen ihtiyaçlar ve biriken hayal kırıklıkları da o anda ortaya çıkmıştır.
Duygusal İhtiyaçlarını Söylemek Neden Bu Kadar Zor Olabilir?
Duygusal yoksunluk yaşayan kişi ihtiyaçlarını ifade ettiğinde reddedileceğine, küçümseneceğine veya karşı tarafı rahatsız edeceğine inanabilir.
Bu nedenle:
- “Bana sarılmana ihtiyacım var.”
- “Şu anda beni sadece dinlemeni istiyorum.”
- “Bugün seninle biraz daha yakın olmak istiyorum.”
- “Bu konuda desteğine ihtiyacım var.”
- “Beni anlamanı istiyorum.”
gibi cümleleri söylemek zor gelebilir.
Kişi bunları söylemek yerine karşı tarafın kendiliğinden fark etmesini bekleyebilir.
Bu beklenti gerçekleşmediğinde ise şema aktive olabilir.
Duygusal Yoksunluk Şeması ve Öfke
Duygusal yoksunluk her zaman yalnızlık veya üzüntü şeklinde ortaya çıkmaz.
Bazen öfke olarak ortaya çıkabilir.
Kişi uzun süre ihtiyaçlarının karşılanmadığını hissettiğinde:
“Neden hep ben?”
diye öfkelenebilir.
Partnerinin ilgisizliği, ailesinin duygusal mesafesi veya arkadaşlarının yeterince yanında olmaması yoğun bir kızgınlığa dönüşebilir.
Ancak öfkenin altında bazen daha kırılgan bir duygu bulunur:
“Ben de önemsenmek istiyorum.”
Bu nedenle ilişkilerde yalnızca öfkenin kendisine değil, öfkenin altında hangi ihtiyacın bulunduğuna da bakmak önemlidir.
Duygusal Yoksunluk Şeması ve Depresyon
Uzun süre duygusal olarak yalnız hissetmek kişinin psikolojik iyi oluşunu etkileyebilir.
Kişi zaman içinde:
- umutsuz,
- yalnız,
- değersiz,
- anlaşılmamış,
- desteksiz
hissedebilir.
Bu duygular bazı kişilerde depresif belirtilerle birlikte görülebilir.
Ancak duygusal yoksunluk şeması tek başına depresyon anlamına gelmez.
Depresyonda çökkün duygu durum, ilgi ve keyif kaybı, enerji azalması, uyku ve iştah değişiklikleri gibi belirtiler görülebilir.
Bu nedenle uzun süren veya günlük işlevselliği bozan belirtilerde psikiyatrik değerlendirme önemlidir.
Duygusal Yoksunluk Şeması ve Sosyal İzolasyon Şeması Arasındaki Fark
Bu iki şema birbirine benzeyebilir ancak aynı değildir.
Sosyal izolasyon şemasında:
“Ben diğer insanlardan farklıyım.”
hissi daha ön plandadır.
Duygusal yoksunluk şemasında:
“İnsanlar benim duygusal ihtiyaçlarımı karşılamıyor.”
hissi daha belirgindir.
Bir kişi sosyal çevresine ait hissedebilir ancak yine de duygusal olarak yeterince anlaşılmadığını düşünebilir.
Örneğin geniş bir arkadaş çevresi olan bir kişi:
“Herkes benimle eğleniyor ama gerçekten kötü olduğumda kimseyi yanımda bulamıyorum.”
diyebilir.
Bu durumda sosyal izolasyondan çok duygusal yakınlık ve karşılanmamış ihtiyaçlar üzerinde durmak gerekebilir.
Duygusal Yoksunluk Şeması Olan Kişi Gerçekten Sevilmiyor mu?
Hayır.
Şemanın söylediği ile gerçek durum aynı şey değildir.
Kişi çevresindeki insanların sevgisini fark etmekte zorlanabilir.
Özellikle geçmişte duygusal ihtiyaçları yeterince karşılanmamışsa, bugün aldığı sevgiyi küçümseyebilir veya yeterli görmeyebilir.
Birisi onu aradığında:
“Mecbur olduğu için aradı.”
diye düşünebilir.
Partneri ilgi gösterdiğinde:
“Bunu gerçekten istediği için değil, ilişkimiz bozulmasın diye yapıyor.”
diye yorumlayabilir.
Bu nedenle şema yalnızca insanların davranışlarını değil, kişinin aldığı sevgiyi nasıl yorumladığını da etkileyebilir.
Duygusal Yoksunluk Şeması Kendini Nasıl Besler?
Bir şemanın en zor taraflarından biri, kişinin zaman içinde şemayı doğrulayan deneyimleri daha fazla fark etmeye başlamasıdır.
Duygusal yoksunluk şeması aktif olduğunda kişi çevresindeki insanların kendisine verdiği ilgiyi gözden kaçırabilirken, ihtiyaçlarının karşılanmadığı anlara daha fazla odaklanabilir.
Örneğin partneri gün boyunca onunla ilgilenmiş olabilir.
Akşam birlikte yemek yemiş olabilirler.
Partneri onu dinlemiş olabilir.
Ancak partneri bir noktada telefona baktığında kişi bütün gün yaşanan yakınlığı unutup:
“Yine benimle ilgilenmiyor.”
diye düşünebilir.
Burada yaşanan olay gerçek olabilir; ancak olayın kişide oluşturduğu anlam geçmiş deneyimlerle çok daha büyük hâle gelebilir.
Bu nedenle terapi sürecinde yalnızca “Karşı taraf ne yaptı?” sorusu değil, “Sen bu davranışı nasıl yorumladın?” sorusu da önemlidir.
Duygusal Yoksunluk Şeması ve Onay Arayışı
Bazı kişiler duygusal ihtiyaçları karşılanmadığında sürekli olarak karşı taraftan güvence almaya çalışabilir.
“Beni seviyor musun?”
“Bana kızgın mısın?”
“Benimle ilgileniyor musun?”
“Beni gerçekten önemsiyor musun?”
gibi sorular sıklaşabilir.
Karşı taraf her seferinde güvence verdiğinde kişi kısa süreliğine rahatlar.
Ancak bir süre sonra aynı şüphe tekrar ortaya çıkabilir.
Bu durum ilişkide hem kişinin hem de partnerinin yorulmasına neden olabilir.
Çünkü güvence kısa süreli rahatlama sağlarken, altta bulunan temel inancı her zaman değiştirmez.
Asıl üzerinde çalışılması gereken nokta bazen:
“Karşı taraf beni yeterince seviyor mu?”
sorusundan çok:
“Sevilmediğimi veya önemsenmediğimi düşündüğümde içimde ne oluyor?”
sorusudur.
İlişkide Sürekli Daha Fazla İlgi İstemek
Duygusal yoksunluk şemasında kişi ilişkide hiçbir ilginin yeterli olmadığını hissedebilir.
Partneri daha fazla zaman ayırdığında kısa süreli rahatlayabilir.
Fakat ardından başka bir eksiklik fark edebilir.
“Benimle konuşuyor ama beni gerçekten dinlemiyor.”
“Beni dinliyor ama yeterince sarılmıyor.”
“Sarılıyor ama kendiliğinden yapmıyor.”
“Beni seviyor ama bunu yeterince göstermiyor.”
Bu döngü kişinin gerçekten çok fazla ilgiye ihtiyacı olduğu anlamına gelmeyebilir.
Bazen geçmişte karşılanmamış ihtiyaçların bugünkü ilişkide sürekli olarak telafi edilmeye çalışılması söz konusudur.
Duygusal İhtiyaç ile Talep Arasındaki Fark
Sağlıklı bir ilişkide duygusal ihtiyaçların açık biçimde ifade edilmesi önemlidir.
Ancak ihtiyaç ile talebi birbirinden ayırmak gerekir.
Örneğin:
“Beni önemsiyorsan her akşam benimle üç saat konuşmalısın.”
bir ihtiyaçtan çok ilişki üzerinde baskı oluşturabilecek bir talep hâline gelebilir.
Bunun yerine:
“Seninle gün içinde biraz yalnız kalıp konuşmak bana iyi geliyor. Bu konuda birlikte bir zaman yaratabilir miyiz?”
demek hem kişinin ihtiyacını ifade eder hem de karşı tarafa alan bırakır.
Duygusal yakınlık, karşı tarafın zihnini okumaya çalışmakla değil, ihtiyaçların açık ve karşılıklı biçimde konuşulmasıyla güçlenebilir.
“Beni Anlamıyorsun” Yerine “Şu Anda Buna İhtiyacım Var”
Duygusal yoksunluk şemasında sık karşılaşılan bir iletişim biçimi:
“Sen beni hiç anlamıyorsun.”
cümlesidir.
Bu cümle kişinin gerçek duygusunu anlatıyor olabilir. Ancak karşı tarafın ne yapması gerektiğini açıklamaz.
Daha işlevsel bir iletişim:
“Şu anda çözüm önermenden çok beni dinlemene ihtiyacım var.”
şeklinde olabilir.
Ya da:
“Bugün zor bir gün geçirdim. Eve geldiğinde biraz benimle ilgilenmeni istiyorum.”
Bu tür ifadeler kişinin ihtiyacını görünür hâle getirir.
Duygusal Yoksunluk Şeması Olan Kişi Neden Çok Geç Konuşur?
Çünkü ihtiyaç ifade etmek başlangıçta tehlikeli veya anlamsız gelebilir.
Kişi:
“Söylesem de değişen bir şey olmayacak.”
diye düşünebilir.
Bu nedenle uzun süre susabilir.
Sonra duygusal yük arttığında bir anda yoğun tepki verebilir.
Karşı taraf ise bu tepkiyi anlayamaz:
“Bunu daha önce neden söylemedin?”
İşte burada şemanın döngüsü tekrar ortaya çıkabilir.
Kişi ihtiyaçlarını söylemez → karşı taraf ihtiyacı fark etmez → kişi anlaşılmadığını hisseder → kırgınlık birikir → yoğun tepki verir → ilişkide gerilim oluşur → kişi “kimse beni anlamıyor” sonucuna ulaşır.
Duygusal Yoksunluk Şeması ve Çocuklukta “Güçlü Çocuk” Olmak
Bazı çocuklar aile içerisinde erken yaşta “güçlü” olmak zorunda kalabilir.
Üzüldüklerinde ağlamamaları beklenebilir.
Kardeşlerine destek olmaları gerekebilir.
Ebeveynlerinin sorunlarını dinleyen kişi hâline gelebilirler.
“Sen büyüksün, sen idare et.”
“Sen akıllı çocuksun.”
“Sen zaten kendi başına halledersin.”
gibi mesajlar sık tekrarlandığında çocuk kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı öğrenebilir.
Yetişkin olduğunda ise herkesin sorununu çözebilir ama kendi duygusal ihtiyaçlarını fark etmekte zorlanabilir.
Bu nedenle bazen “çok güçlü” görünen kişinin içinde oldukça yoğun bir karşılanmamış ihtiyaç olabilir.
Duygusal Yoksunluk Şeması ve Ebeveynleşme
Çocuğun ebeveyninin duygusal ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştığı durumlarda da benzer bir örüntü gelişebilir.
Çocuk annesini veya babasını sakinleştiren kişi olabilir.
Ebeveyn üzülmesin diye kendi duygularını bastırabilir.
Ailenin sorunlarını çözmeye çalışabilir.
Ancak çocuk aslında ebeveynin duygusal bakımını üstlenmek yerine bakım görmeye ihtiyaç duyan kişidir.
Bu roller tersine döndüğünde çocuk kendi ihtiyaçlarının önemli olmadığı sonucuna varabilir.
Yetişkinlikte de:
“Benim ihtiyacım önemli değil.”
inancı devam edebilir.
Duygusal Yoksunluk Şeması ile Kendini İhmal Etmek
Kişi başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyduğunda zamanla kendisiyle bağlantısını kaybedebilir.
Ne istediğini bilmiyor olabilir.
Ne hissettiğini fark etmeyebilir.
Yorgun olduğunu ancak tamamen tükendiğinde anlayabilir.
Bir ilişkide neye ihtiyacı olduğunu söylemekte zorlanabilir.
Bu nedenle terapide yalnızca:
“İnsanlar sana ne vermiyor?”
sorusuna değil:
“Sen kendine ne vermiyorsun?”
sorusuna da bakmak gerekir.
Kendine Duygusal Olarak Yaklaşmak
Duygusal yoksunluk şemasını değiştirme sürecinde kişinin kendi duygularını fark etmesi önemli bir adım olabilir.
Örneğin gün içinde birkaç kez kendisine:
- Şu anda ne hissediyorum?
- Neye ihtiyacım var?
- Birinden destek istiyor muyum?
- Yorgun muyum?
- Bir şey beni kırdı mı?
- Şu anda yalnızca anlaşılmaya mı ihtiyacım var?
sorularını sorması, zaman içerisinde kendi iç dünyasıyla bağlantısını güçlendirebilir.
Çünkü başkalarının sizi anlamasını beklemeden önce kendi duygularınızı anlamaya başlamak gerekir.
Duygusal Yoksunluk Şeması ve “Kimseye Yük Olmak İstemiyorum”
Bazı kişiler yardım istemeyi yük olmakla eşleştirir.
“Onun da işi başından aşkın.”
“Benim sorunlarımla uğraşmasına gerek yok.”
“Herkesin kendi derdi var.”
“Bunu kendim çözmeliyim.”
Bu düşünceler bazen gerçekçi olabilir.
Ancak sürekli tekrarlandığında kişinin ilişkilerde ihtiyaçlarını paylaşmasını engelleyebilir.
Oysa sağlıklı ilişkilerde karşılıklı destek olmak bir yük olmak anlamına gelmez.
İnsanlar yalnızca iyi günlerinde değil, zorlandıkları zamanlarda da birbirlerine ihtiyaç duyabilirler.
Duygusal Yoksunluk Şemasında Sağlıklı İlişki Nasıl Olur?
Sağlıklı bir ilişkide kişinin bütün duygusal ihtiyaçlarının tek bir kişi tarafından karşılanması beklenmez.
Ancak kişi:
- duygularını ifade edebilir,
- ihtiyaç duyduğunda destek isteyebilir,
- karşı tarafın sınırlarını kabul edebilir,
- karşılıklı ilgi görebilir,
- duygusal olarak dinlenebilir,
- anlaşılmadığında bunu konuşabilir,
- ilişkide yalnızca veren taraf olmak zorunda kalmaz.
Buradaki temel hedef kusursuz bir ilişki değildir.
Hiç kimse her zaman doğru şeyi söyleyemez.
Hiç kimse partnerinin bütün ihtiyaçlarını kendiliğinden fark edemez.
Ancak sağlıklı ilişkide eksiklikler konuşulabilir ve ilişki içinde onarılabilir.
Duygusal Yoksunluk Şemasını Fark Etmek İçin Kendinize Sorabileceğiniz Sorular
Aşağıdaki sorular üzerinde düşünmek, kendi ilişki örüntünüzü fark etmenize yardımcı olabilir:
- İnsanların beni gerçekten anlamadığına sık sık inanıyor muyum?
- İhtiyaçlarımı söylemeden karşı tarafın anlamasını bekliyor muyum?
- Yardım istemekte zorlanıyor muyum?
- Üzüldüğümde insanlardan uzaklaşıyor muyum?
- İlişkilerde genellikle veren taraf mıyım?
- Beni seven insanların ilgisini yeterli bulmuyor muyum?
- Duygusal olarak mesafeli insanlara daha fazla çekiliyor muyum?
- Birisi beni hayal kırıklığına uğrattığında geçmişteki başka kırgınlıklar da aklıma geliyor mu?
- “Kimse beni gerçekten önemsemiyor” düşüncesi hayatımda sık tekrar ediyor mu?
- İnsanların yanında olduğum hâlde kendimi duygusal olarak yalnız hissediyor muyum?
Bu sorular bir tanı aracı değildir. Ancak kişinin kendi duygusal ihtiyaçları ve ilişki örüntüleri hakkında düşünmesine yardımcı olabilir.
Duygusal Yoksunluk Şeması Değiştirilebilir mi?
Evet. Duygusal yoksunluk şeması kişinin değişmez bir özelliği değildir.
Yıllardır kendinizi anlaşılmamış, yalnız veya duygusal olarak desteksiz hissediyor olabilirsiniz. İnsanların sizi sevdiğini bilseniz bile onların sevgisini yeterince hissedemiyor olabilirsiniz.
Ancak geçmişte karşılanmamış ihtiyaçların bugün de aynı şekilde karşılanmayacağı anlamına gelmediğini fark etmek değişimin önemli bir parçasıdır.
Buradaki amaç:
“Artık hiçbir zaman duygusal olarak yoksun hissetmeyeceğim.”
demek değildir.
Daha gerçekçi hedef şudur:
“Duygusal ihtiyaçlarımı fark edebilir, onları ifade edebilir ve ihtiyaçlarım karşılanmadığında bunun benim değersiz olduğum anlamına gelmediğini anlayabilirim.”
Şema Terapi Duygusal Yoksunluk Şemasında Nasıl Kullanılır?
Şema Terapi, kişinin çocukluk döneminden gelen ve yetişkinlikte tekrarlayan kalıplarını anlamaya yönelik bir psikoterapi yaklaşımıdır.
Duygusal yoksunluk şemasında terapide öncelikle kişinin geçmişte hangi duygusal ihtiyaçlarının yeterince karşılanmadığı anlaşılmaya çalışılabilir.
Örneğin:
- Çocukken üzgün olduğunuzda size kim destek oluyordu?
- Korktuğunuzda kime güveniyordunuz?
- Başarısız olduğunuzda nasıl karşılanıyordunuz?
- Duygularınızı ifade ettiğinizde ne oluyordu?
- Bir ihtiyacınız olduğunda bunu söyleyebiliyor muydunuz?
Bu sorular kişinin bugün yaşadığı ilişkisel sorunlarla geçmiş deneyimleri arasındaki bağlantıyı görmesine yardımcı olabilir.
Geçmişi Anlamak Neden Önemlidir?
Geçmişi anlamanın amacı anne babayı suçlamak değildir.
Bazen ebeveynler çocuklarını sever ancak kendi duygusal kapasiteleri sınırlı olabilir.
Onlar da kendi çocukluklarında benzer bir ilişki biçimi öğrenmiş olabilirler.
Ancak bir davranışın nedenini anlamak, onun çocuk üzerindeki etkisini ortadan kaldırmaz.
Örneğin:
“Annem beni seviyordu ama duygularımı konuşmayı bilmiyordu.”
cümlesi hem ebeveynin sevgisini hem de çocuğun duygusal ihtiyacının karşılanmamış olabileceğini aynı anda ifade edebilir.
Terapi açısından önemli olan suçlu bulmaktan çok:
“Bu deneyim beni nasıl etkiledi ve bugün ilişkilerimde nasıl tekrar ediyor?”
sorusudur.
Şemayı Değiştirmenin İlk Adımı: İhtiyacı Fark Etmek
Duygusal yoksunluk şeması olan kişi bazen neye ihtiyacı olduğunu bile fark etmeyebilir.
Örneğin yalnız olduğunu hisseder ama aslında ihtiyacı:
“Birinin beni dinlemesi.”
olabilir.
Öfkeli olduğunu düşünür ama aslında:
“Önemsenmek istiyorum.”
ihtiyacı olabilir.
Partnerine kızdığını düşünür ama aslında:
“Yakınlık istiyorum.”
diyebilir.
Bu nedenle duygunun altında bulunan ihtiyacı fark etmek önemli bir beceridir.
İkinci Adım: İhtiyacı Açıkça İfade Etmek
İhtiyaç fark edildikten sonra onu karşı tarafa açık biçimde ifade etmek gerekir.
Örneğin:
“Beni anlamıyorsun.”
yerine:
“Şu anda bana tavsiye vermenden çok beni dinlemene ihtiyacım var.”
demek daha açık olabilir.
Ya da:
“Benimle hiç ilgilenmiyorsun.”
yerine:
“Bugün seninle biraz yalnız zaman geçirmek istiyorum.”
denebilir.
Bu değişiklik küçük görünse de ilişkiler açısından oldukça önemlidir.
Üçüncü Adım: Karşı Tarafın Zihninizi Okumasını Beklememek
Yakın ilişkilerde insanlar birbirlerini zamanla daha iyi tanıyabilir.
Ancak hiçbir insan diğerinin zihnini okuyamaz.
Partneriniz sizi sevse bile bugün neye ihtiyacınız olduğunu her zaman tahmin edemeyebilir.
Bu nedenle:
“Beni seviyorsa bunu kendiliğinden anlamalı.”
beklentisi yerine:
“Bunu onunla açıkça konuşabilirim.”
yaklaşımı daha sağlıklı olabilir.
Dördüncü Adım: Karşılıklılığı Öğrenmek
Duygusal yoksunluk şeması olan kişi ilişkilerde sürekli veren taraf olmaya alışmış olabilir.
Bu nedenle ilişkinin karşılıklı olmasına izin vermek başlangıçta zor gelebilir.
Bir arkadaşınız size yardım etmek istediğinde:
“Gerek yok, ben hallederim.”
demek yerine bazen:
“Teşekkür ederim, bu konuda yardımın bana iyi gelir.”
diyebilmek önemlidir.
Çünkü ilişki yalnızca başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak değildir.
Destek alabilmek de yakınlığın bir parçasıdır.
Beşinci Adım: Hayal Kırıklığını Felaketleştirmemek
Yakın ilişkilerde zaman zaman ihtiyaçlarımız karşılanmayabilir.
Partnerimiz bizi yanlış anlayabilir.
Arkadaşımız aramayı unutabilir.
Ailemiz istediğimiz desteği veremeyebilir.
Bunlar her zaman ilişkinin kötü olduğu veya kimsenin bizi önemsemediği anlamına gelmez.
Duygusal yoksunluk şeması aktif olduğunda küçük bir hayal kırıklığı çok daha büyük bir anlam kazanabilir:
“Yine yalnızım.”
“Kimse beni önemsemiyor.”
“Hiçbir zaman anlaşılmayacağım.”
Bu düşünceler yerine:
“Şu anda ihtiyacım karşılanmadı. Bunu konuşabilir ve ilişkinin buna nasıl cevap verdiğine bakabilirim.”
demek daha gerçekçi olabilir.
Duygusal Yoksunluk Şeması ve Sağlıklı Yetişkinlik
Şemayı değiştirmek geçmişte yaşananları silmek anlamına gelmez.
Kişi çocukluğunda alamadığı bazı şeylerin eksikliğini hayatının ilerleyen dönemlerinde fark edebilir.
Önemli olan bu eksikliğin bugünkü bütün ilişkileri yönetmesine izin vermemektir.
Yetişkinlikte kişi:
- kendi duygularını fark edebilir,
- ihtiyaçlarını ifade edebilir,
- sağlıklı insanlardan destek alabilir,
- duygusal olarak ulaşılabilir ilişkileri seçebilir,
- ilişkilerde sınır koyabilir,
- karşılıklılığı önemseyebilir.
Böylece geçmişte eksik kalan duygusal ihtiyaçların bugünkü yaşam üzerindeki etkisi azalabilir.
“Kimse Beni Gerçekten Anlamıyor” Düşüncesine Başka Bir Açıdan Bakmak
Bu düşünce ortaya çıktığında onu hemen gerçek olarak kabul etmek yerine birkaç soru sorabilirsiniz.
Gerçekten kimse beni anlamıyor mu?
Yoksa bazı insanlar beni anlamıyor ama bazıları anlayabiliyor mu?
İhtiyacımı açıkça söyledim mi?
Yoksa karşı tarafın bunu kendiliğinden fark etmesini mi bekledim?
Karşımdaki kişi beni anlamıyor mu?
Yoksa benim duygumu farklı bir biçimde mi ifade ediyor?
Şu anda yaşadığım duygu yalnızca bugünkü olayla mı ilgili?
Yoksa geçmişte yaşadığım benzer duygular da tetiklenmiş olabilir mi?
Bu sorular kişinin şemanın otomatik yorumundan biraz uzaklaşmasına yardımcı olabilir.
Duygusal Yoksunluk Şeması Ne Zaman Profesyonel Destek Gerektirir?
Herkes zaman zaman anlaşılmadığını veya yalnız kaldığını hissedebilir.
Bu durum tek başına psikolojik bir bozukluk anlamına gelmez.
Ancak duygusal yoksunluk hissi uzun süredir devam ediyor ve kişinin ilişkilerini belirgin biçimde etkiliyorsa profesyonel destek faydalı olabilir.
Özellikle:
- ilişkilerinizde sürekli yalnız hissediyorsanız,
- insanların sizi gerçekten sevmediğini düşünüyorsanız,
- duygusal ihtiyaçlarınızı ifade etmekte zorlanıyorsanız,
- yardım istemekten kaçınıyorsanız,
- hep veren taraf olduğunuzu hissediyorsanız,
- duygusal olarak ulaşılmaz insanlara tekrar tekrar çekiliyorsanız,
- yakın ilişkilerde yoğun kırgınlık ve öfke yaşıyorsanız,
- bu durum depresyon veya yoğun kaygıyla birlikteyse
bir psikiyatrist veya psikoterapistle görüşmek uygun olabilir.
Duygusal Yoksunluk Şeması Tedavisinde Amaç Nedir?
Terapinin amacı kişinin bütün ihtiyaçlarını başkalarının karşılamasını sağlamak değildir.
Aynı şekilde amaç sürekli ilgi isteyen veya hiçbir zaman yalnız kalamayan bir insan hâline gelmek de değildir.
Asıl hedef daha dengeli bir ilişki kurabilmektir.
Yani:
“İhtiyacım olduğunda bunu fark edebilirim. Söyleyebilirim. Karşımdaki kişinin de kendi sınırları ve ihtiyaçları olduğunu kabul edebilirim. İhtiyacım karşılanmadığında ise bunu kendi değersizliğimin kanıtı olarak görmek zorunda değilim.”
Bu yaklaşım duygusal bağımlılık ile aşırı bağımsızlık arasındaki daha sağlıklı bir noktaya ulaşmayı sağlar.
Sonuç: Duygusal Olarak Görülmek Bir İhtiyaçtır
Duygusal yoksunluk şeması, kişinin çocuklukta veya gelişiminin önemli dönemlerinde yeterince görülmediğini, anlaşılmadığını veya duygusal olarak desteklenmediğini hissetmesiyle ilişkili olabilir.
Bu deneyim yetişkinlikte:
“Kimse beni gerçekten anlamıyor.”
“İnsanların arasında bile yalnızım.”
“İhtiyaçlarımı söylesem de kimse karşılamaz.”
“Her şeyi kendim yapmak zorundayım.”
“Ben herkes için varım ama kimse benim için yok.”
gibi düşüncelerle kendisini gösterebilir.
Ancak geçmişte duygusal ihtiyaçların yeterince karşılanmamış olması, gelecekte de aynı şekilde yaşanacağı anlamına gelmez.
Değişim bazen çok küçük bir farkındalıkla başlar:
“Ben aslında neye ihtiyaç duyuyorum?”
Sonrasında bunu bir başkasına açıkça söylemek gelir.
“Beni anlamıyorsun.” demek yerine:
“Şu anda beni dinlemene ihtiyacım var.”
“Kimse benimle ilgilenmiyor.” demek yerine:
“Bugün kendimi yalnız hissediyorum ve seninle biraz yakınlaşmak istiyorum.”
“Ben her şeyi kendim hallederim.” demek yerine:
“Bu konuda yardımını kabul edebilirim.”
İşte duygusal yoksunluk şemasını değiştirmek bazen böyle küçük ama önemli adımlarla başlar.
Çünkü duygusal ihtiyaçlarımızın olması bizi zayıf yapmaz.
Bir başkasına ihtiyaç duymak da değersiz olduğumuz anlamına gelmez.
İnsan olmak, anlaşılmaya, görülmeye, dinlenmeye ve zaman zaman desteklenmeye ihtiyaç duymaktır.
Psikiyatrist Dr. Burak Toprak ile Duygusal Yoksunluk Şeması Üzerine Değerlendirme
Eğer uzun süredir ilişkilerinizin içinde olmanıza rağmen kendinizi duygusal olarak yalnız hissediyorsanız, insanların sizi sevdiğini bilmenize rağmen bu sevgiyi yeterince hissedemiyorsanız veya sürekli olarak “kimse beni gerçekten anlamıyor” düşüncesini yaşıyorsanız, bu deneyimlerin altında yatan psikolojik örüntülerin değerlendirilmesi yararlı olabilir.
Psikiyatrist Dr. Burak Toprak tarafından yapılan değerlendirmede kişinin duygusal ihtiyaçları, çocukluk deneyimleri, aile ilişkileri, romantik ilişkileri, bağlanma biçimi, yalnızlık deneyimi, depresyon ve anksiyete belirtileri birlikte ele alınabilir.
Gerekli durumlarda psikoterapi sürecinde kişinin geçmişte karşılanmamış duygusal ihtiyaçlarının bugün ilişkilerinde nasıl tekrar ettiği, ihtiyaçlarını neden ifade etmekte zorlandığı ve daha sağlıklı ilişkisel davranışların nasıl geliştirilebileceği üzerinde çalışılabilir.
Çevrenizde insanların olması, kendinizi duygusal olarak yalnız hissetmenizi engellemeyebilir.
Ama bu yalnızlık duygusunun değişmeyeceği anlamına da gelmez.
Bazen ihtiyaç duyduğumuz ilk şey, birinin bizi anlamasını beklemekten önce kendi içimizde şu cümleyi kurabilmektir:
“Benim de anlaşılmaya ihtiyacım var.”
